Posts tagged ‘Genel’

Sonunda kavuşabildim


Uzun süredir wordpress’uygulanan yasak yüzünden günlük sayfama değil girdi eklemek okumak için bile açamıyordum. Neyse ki bir sitede wordpress ve diğer yasaklı sitelere giriş için yapılacaklar anlatılmış ve bu yol şimdilik açık bırakılmış 🙂

Şimdi belki buraya yazmanın bir anlamı yok ama kayıtlara geçmesi açsıından söylemiş olayım.

Efendim ağ bağlantılarımdan eğer kablosuz ağdan bağlanıyorsanız “Kablosuz ağ bağlantısı” kablo ile bağlanıyorsanız “Yerel ağ bağlantısı” simgesi üzerine gelip sağ tuşa tıkladığınızda çıkan “Özellikler” seçeneğine tıklıyorsunuz. Burada  bu bağlantının kullandığı elemanların listenediği bir liste var. Buradan (muhtemelen) en altta bulunan “Internet Protocol (TCP/IP) seçeneğine tıklıyorsunuz.

Çıkan pencere ikiye ayrılmış durumda; üstte IP adresi ile ilgili altta da DNS Server ile ilgili ayarlar var. DNS sunucusunu elle girmek için oradaki iki seçenekten alttakini seçip DNS IP adresini girmek için konulan yazı alanlarının aktif olmasını sağlıyor ve oraya -aralarında noktalar olmak kaydı ile- 4.2.2.1 ve ikincisine de  4.2.2.2 giriyor ve tamam diyorsunuz.

Yani son tahlilde o bahsettiğim penecere şuna benzeyecek:

Wordpress Yasak Kaldırma

Bundan böyle wordpresse girebileceksiniz. Türk telekomun bu kapıyı neden kapatmadığını ya da kapatabilip kapatamayacağını bilemiyorum, teferruatını araştırma fırsatım olmadı.

Aralık 17, 2007 at 3:11 pm Yorum bırakın

Cebit 2007 izlenimleri


İlk duyduğumda çok etkilendiğim cebit bilişim fuarına bu yıl gidip görmek, yakinen tanımak nasip oldu. Ne yalan söyleyeyim her yerde “bu yıl çok sönük, gittikçe popüleritesini ve önemini yitiriyor” söyemlerini gördükçe gördiklerimden daha da az etkilenebildim.  Zira gidip gördük, gezip tozduk. Fuar dediler teknoloji dediler, bi numarasının olmadığını gördük. Pazar yerinin 10 tane devasa salondan oluşan teknoloji çer-çöpünün doldurulduğu bir yer işte.

İlkin Tüyap Fuar merkezinin o devasa yapısı çok hoşuma gitti, bunu söylemeden geçmeyeyim. İkincisi teknolojiyi sevseniz bile hata teknik-teknolojik bir hasta bile olsanız o kadar çok alet-edevatı birarada görünce pek de ilginizi çekemiyor cebinizde para olmayınca. Bi de zaten internetten takip ettiğiniz teknolojilerin en fazla aynılarını ya da daha düşük sürümlerini görmek size bişey katmıyor, keyif vermiyor. En çok gözümüze sokulan telefonumsu teknolojiler bile yeni birşey vermiyordu o güzelim fuarda. En fazla Avea standında (daha doğrusu salonunda) dans eden kızlar, arada hediye edilen avea telefonlar (sanırsam bunlarda sadece avea çalışıyor), kalem malem, şapka mapka ve poster moster ilgi çekebiliyordu. Turkcell standında 2MB lik gprs başlangıç paketlerinden hediye etmeleri çok hoşuma gitti ilkin. Bir kart alıyorsunuz, tıpkı kontör kartları gibi. Arkasındaki numarasyı sms olarak gönderiyorsunuz ve 2MB lik kotalı bir internet paketine sahip oluyorsunuz. İlk aldığımda ne olduğunu anlamadığım bu kartın ne olduğunu keşfedince standın etrafında bir tur daha atıp gidip bi kaç tane daha aldım ama ne fayda, bir defa kazıyınca ikincisine izin veriyorlar en fazla, o da 30 gün sonra. Ya dabaşka bişey, ne fark eder ki ille bi kısıt koyuyorlar işte. Zaten numarayı göndermek bi fayda vermedi, sonrasında bir bilgilendirme mesajı bekledim gelmedi, ben de hesabım aktifleşmiştir deyip internete girdim ama kontörüm gitti gene. Ulan türksel yapılır koskoca fuarda, ayıp be kardeşim.

En dipteki Digiturk salonu harbiden içerde yatıp yuvarlanılacak cinstendi ama benim vaktim olmadığı içn orda pek durmadım, zaten o güzelim salona vurulup televizyon gibi bişeye para verecek adam değilim ya neyse.

İlk 3 salonu işadamalarına ayırmışlar, benim torpilim vardı, gittim gördüm ama yine hüsran, yine ayrılık. Bilmiyorum belki de büyük işler böyle tatsız yerlerde yapılıyor ama ben bu fuara vurulmadım malesef. O ne biçim işadamı standı yahu, bir kaç yazı asmışlar oraya; “çakmaklara gaz doldurulur” kabilinden ve iş bekliyorlar, belki de sadece konuşacak birini arıyorlar 😀 valla ben anlamadım, anlayana aşk olsun.

İstanbuldaki etkinliklerin tam bir listesini sunan bir web sayfasının tanımını yapan istanbul valiliği standı (ya da onun gibi bişey) azcık ilgi toplayınca ben de gittim, baktım. http://etkinlik.istanbul.gov.tr adresinin tanıtımı yapılıyordu ve benim hoşuma gitti. İçimden “Aa ne güzel burdan öğrenebiliyoruz” falan gibi şeyler geçirirken arkadan iki genç kardeşim geldi benim gibi 🙂

“Olm siteye bak lan”

Ben bu çağırma ünleminde tıpkı benim duyduğum gibi bir ilgi duyulduğunu sezdim ama bir süre bekledikten sonra gelen cevap ilginçti.

“Ne biçim tasarımı var lan bunun, nasıl bi site bu”

“Doğru, çok çirkin”

deyip çekip gittiler benim şaşkın bakışlarımın üstünden. Az çok tasarım olayından ben de anlıyorum ama hiç o taraftan bakmamıştım siteye. Günübirlik bi dünya işte, ben tasarımı eleştirmek için baksaydım onlardan daha acımasız bi yorum yapardım muhtemelen ama benim gözüm bu tarafını görmüyordu. Demek insanların beğenisini kazanmak için bazı şeyleri saklayabilmek, dikkatini çelmek gerekiyor. Benim aklımı çelebilmeleri gibi yani. O devasa etkinlikte de bunu yapamadıkları zaman boşa zaman harcadıklarını farketseler iyi olur.

Bir de kapitalizmin güzel görünümlü standları arasında devlet erkanına ait (herhalde nüfus müdürlüğü ya da valilik gibi bişeydi) bir standta orda görmeye alışkın olmadığımız bi şekilde şişman, bakımsız, pos bıyıklı ve saygısız davranışları olan bi görevli amca kimsenin yapmadığını yaptı ve bi sigara yaktı güzelim mekanda ki bu pamukkalenin beyazında bir hayvan dışkısından farksız görünüyordu orda. Yazık diyorum başka bişey demiyorum.

Ve girisi… Orta salonlarda küçüklü büyüklü birsürü standta stand görevlileri müşteri bekliyordu, kağıtlar dağıtıyordu, kızlar ilgi çekmeye çalışıyordu, türk telefom standında şapka dağıtılıyordu vs vs vs vs. Gitmeden önce “Gitme yahu bişey yok” diyen çok oldu ama dinlemedim, kendi gözlerimle görmem lazımdı, gördüm.

Ekim 15, 2007 at 9:14 am Yorum bırakın

Fatih Akın askerlik yapmak istemiyormuş


Baazı gastelerin uyduruk köşe yazarlarının üslubu ile, dedikodu-vari bir başlıkla yazı yazmak hoşuma gitmiyor ama mesele biraz karışık, ne yapayım.

Çook ünlü yönetmenimiz(!) Fatih Akın beyefendi Cannes gibi büyük yerlerde ödüller falan almış, sonrasında da röportajda askerlik mevzuuna değinmiş. Ve demiş ki “Türkiye beni askerlik için çağırıyor ama ben istemiyorum. Elime silah alacağıma bir kağıt parçasından (Türk vatandaşlığını kastediyor) vazgeçerim daha iyi”.

Şimdi ben bu herifi zaten “Ben bir Alman yönetmenim” dediğinde sevmemiştim. Filmlerinde bize dair bir üslup ve kültür barındırmadığını gördüğümde de üzülmüştüm; “Yahu iyi hoş da biraz da bizden zenginlik katsaydın ya, hem böyle daha da güzel olurdu” deyivermiştim. Yaptığının daha da güzel olması açısından istemiştim bunu, yoksa zaten herhangi bir başarılı yönetmen kadar başarılıydı zaten ama ben Türk olduğu için(!) hani daha da iyi olmasını temenni ediyordum ki herif meğer Türk değil Alman mışşşş.

Şimdi bir Alman için bir kağıt parçasını çöpe atmak kolaydır tabi. Tabi bi yandan da İstanbullu olmak gibi üstün bir hasleti de bırakmıyor ya sayın Akın, bu açıdan onun için çok da sorun değil, Türk olmak, Türkiyeli olmak vs. Yeter ki onun rahatını bozmasınlar. Ha bu rahat bozmayı ben söylüyorum, onun söylediği “eline silah verilmesi” hususu. Bu Fatih beye çok dokunuyormuş, yani öyle korkaklıkla, tembellikle, sorumsuzlukla falan bi alakası yok. Devlete, millete karşı borç, görev vs bunlar konusundan (benim anladığım) ortak paydadayız ama “silah ters”.

O halde gel de patates soy be abicim desek ne derdi acaba. Askerde patates de soyuluyor, iğne, aşı da vuruluyor, çöp de toplanıyor, yazı da yazılıyor, idman da yapılıyor, hiçbir şey de yapılmayabiliniyor… Üüüüf askerde yok yok. Kim söylemiş ki buna askere gidince eline silah verileceğini. Onun gibi salaklar vatan evladını kurşunlamasın diye silahtan uzak tutarlar zaten ki bu hem onun hem de bütün milletin salahiyeti açısından gerekli. Yani askerliği bir silaha endeksleyen bu kardeşimizin cahiliye adetlerini bırakıp askerliği hakkıyla idrak etmesi lazım.

Burada değinilmesi gereken askerliğin bir vatan borcu olmasının dışında herkesçe ille de yapılıp yapılmayacağı konusu var. Bana sorarsanız askerlik bütün güzelliğine, faydasına, şerefine rağmen herkesçe yapılmak zorunda(!) olunan bir meslek, bir iş, biruğraş olmamalı. Sonuçta kendi kural ve yaşam biçimi var ve gerçekten oldukça katı. Buna herkesin katlanması mümkün değil. Bu açıdan “ille de herkes askerlik yapmalıdır” düşüncesi bana göre çok da doğru değil. Fatih Akın da bu yönde kendisinin askerliği kaldıramayacak bir karaktere sahip olduğunu düşünüp fikir beyan edebilir. Bu beyanın içinde Türkiye vatandaşlığından bir kağıt parçası diye bahsetmesi pek de mantıklı olmazdı doğrusu. Öyleyse…

Öyleyse bu adam şudur, budur demenin bir anlamı yok, herif zaten Alman. O yüzden bu kısmı geçip başka bir noktayı irdelemek istiyorum.

Bu kişinin bir yönetmen, bir sanat adamı, bir kültür insanı, bir üretici, bir usta olduğunu düşündükçe kültür denen kavrama, soya sopa, millete, diğer bilimum değerlere ne kadar öküz hayvanı bakışıyla baktığını görünce fena dumura uğradım doğrusu. Ulan madem bu kadar boştun ne diye sanatçıyım diye çıkıyorsun ortaya. Ben de diyorum: “Bu hıyarın yaptığı şeylerin neden bende sıcaklık uyandıran sağlam bir temeli yok, ya da ben bulamıyorum, herhalde birazcık bizden uzak oluşundan”.

Hem ustayım diye çıkacaksın, hem de askerlik deynce aklına “elinde silah olan bişey” gelecek. Senin hayata dair şeyler hakkındaki bilgin bu kadarsa bize ne anlatabilirsin a Allahın Almanı.

Ne diyeyim. Vatan sağolsun!

Ekim 2, 2007 at 7:27 am Yorum bırakın

WordPress zengin metin editörü probleminin çözümü


WordPresste neler oluyor yazımda wordpress zengin metin editörünün kayboluşunu ve diğer gıcıklıkları dile getirmiştim ama o zamandan beri problemlere çözüm bulamamıştım.

Meğer problemin temelinde yatan sebep bize uzak bir mevzu değilmiş, bildiğiniz font muhabbeti, ırk,din dil ve milliyet çatışması 🙂 Yani gidip tercihler bölümünden seçili dili Türkçeden İngilizceye çektiğinizde editörünüz tekrar açılıyor. Bundan sonra tekrar Türkçe yapınca da bozulmuyor ve keyfinize bakıyorsunuz.

Aslında yazılımsal sorunlarda bu dil meselesini bi defa olsun karıştırmakta fayda var bence. Kaç yıl oldu hala fontlardaki dil karmaşasını halledemediler, standardizasyonun bu kadar ağır çalıştığı başka bir konu var mıdır bilmem.

Her neyse yine yeni yeniden wordpress in tiny mce editörü ile mutluluklar…

Eylül 28, 2007 at 6:56 am 1 yorum

İnsan vücudu kaç watt elektirik üretiyor?


257 WATTS Body Battery Calculator – Find Out How Much Electricity Your Body is Producing – Dating

JustSayHi – Free Online Personals

Yukarıda görülen yarı reklam, yarı bilgi kutucuğu bana ait, benim elektiriğime 🙂
Yani benim vücudum tamı tamına 257 watt elektirik üretiyormuş. Buna göre ben bu halimle:

  • 3 tane lambayı yakabilir
  • 64 tane iPod çalıştırabilir
  • 1 tane XBox 360 çalıştırabilirmişim.
  • Benim gibi 4 tanesi biraraya gelse bir buzdolabını çalıştırabilirmişiz

Her ne kadar sitenin yaptığı analize göre ortolama bir insandan %3 daha fazla enerji ürettiğimi söylese de ben bu bilgileri aldıktan sonra kendimi çok enerjik hissettim, çok elektirikli 🙂

Eylül 20, 2007 at 6:05 am Yorum bırakın

Çok mu kıskancım yoksa gerçekten bir adaletsizlik mi var?


Buradaki habere göre öğretmenlere her yıl olduğu gibi bu yıl da 450 YTL tutarında eğitim-öğretim yılı başında kırtasiye yardımı yapılıyormuş. Öğretmenler de bu yardımı yetersiz bulup bunun en azından(!) 1 maaş miktarı kadar (aşağı yukarı 1000 ytl civarı) olmasını istiyorlarmış.

  • Öğretmenlerin memur olduğunu, genellikle yine başka bir öğretmenle evli olduklarını ve bu öğretmen karı-kocanın çok büyük olasılıkla aynı yerde çalışabilme olanağını gözönünde bulundurunca,
  • yasaya göre memur kapsamında çalışan birinin ek iş yapmasının (mesela çarşıda pazarda çorap satmasının) yasak olduğunu ancak öğretmenlere bunun yasak olmadığını düşününce,
  • bütün memurların yıl boyunca yaklaşık 30 gün civarı bir izne hakkının olduğunu ancak öğretmenlerin öğrenciler gibi her tatil fırsatından yararlandığını ve 3 aylık yaz tatilini de doya doya kullandıktan sonra devlet babanın onlara (yani memurlara) verdiği 30 günlük izni de bir güzel kullandıklarını düşündükçe
  • yasaya göre izinli olmadıkları halde yine de icap ettiğinde özel ders verip iyi paralar aldıklarını ve bu konuda yakalanma veya ceza alma gibi durumları olmadıklarını düşündükçe
  • bütün bunların üstüne öğretmenlerin aldıkları bu parayla ders verdiği öğrencilerine kırtasiye yardımı falan da yapmayacağı açıkken

bu uyduruk yardımın verilmesini bir türlü anlayamıyorum. Öğretmen bunu öğrencisine vermeyecek, okulda kullanacağı malzemeyi de okuldan alıyor ( ya da almalı, eğer vermiyorlarsa birkaç defter kitap alabilmeli), kendi çocuğuna yardım olsun diye veriliyorsa çocuğu okuyan memur bir tek öğretmenler değil. Bu nasıl bir yeme yoludur anlamıyorum.

Yukarıda saydığım hususlar açıktır ki en rahat memur öğretmenler iken başta Kemal Sunal’ın öğretmen filmini kullanıp her daim kendilerini acındırmalarını esefle kınıyorum. Yıllardır onların ellerinde olduğumuzdan “öğretmen kutsaldır” falan saçmalıklarını enseme vurdukları an söyleyesim geliyor, resmen beynimizi yıkadılar ama ya sonuç. Bugün eğitim-öğretim sorunumuzun bütün müsebbibi siyasiler, dış mihraklar, parasızlık vs olamaz asla. Öğretmenler kendilerinde hiç suç bulmaz ama sorsam herkes en az bir öğretmeninin ne kadar andaval, ne kadar gerizekalı ve haramyiyen olduğu söyleyecektir. Çoğunuzun “ben aslında tarih dersinden çok hoşlanırdım, filan hoca gelip bütün keyfimi kaçırana kadar…” diyeceği bir hatırası vardır. Bunun dışında tabi tam tersi iyi hocalarımız da vardır ama zaten kötü olmayana aferin denmez ki, eğitim gibi ciddi bir işi “eh” mesabesinde yapan, hatta bunu da yapamayan ve üstüne üstük sürekli “öldük, bittik” dramalarını oynayan öğretmenler istemiyorum ve bunu hakettiğimizi de düşünmüyorum.

Yukarıda yazdıklarıma itiraz edenler olacaktır, “yok aslında bu böyle değil aslında sen yanlış biliyorsun” itirazları gelebilir ama gerek yok. Sonuçta işleyen, hayatta olan kanun, nizam bu. Buna binaen ben de 450 YTL ve artı 2 maaş ikramiye istiyorum.

Eylül 13, 2007 at 6:10 am Yorum bırakın

Pavarotti öldüüüüüüüüüüeeüüüüüü!


Dünyaca ünlü İtalyan opera sanatçısı Pavarotti allahın takdirine razı gelmiş, kendisini almaya gelen kafilenin peşine takılıp bizi gürültüsüz dünyalara salmış. Her yanda şirin resimlerini gösterip bak bu dünya tatlısı adam da öldü falan diyorlar. Bilmiyorum bu haberin sunumunda herhangi başka birininkinden farklı bir sunum yaptılar mı ama bana yapıldı gibi geliyor.

Bu beni rahatsız etmiyor, bilakis ölenin ardından iyiliklerin anılması hoşa giden bir davranıştır. Asıl kafamı karıştıran haber sitelerinde haberin altındaki yorumlar. Meğer ne çok seveni, saygı duyanı, dinleyeni, hayran bırakanı varmış bunun. Dürüst olmak gerekirse o bağırtılardan hiç hazetmiyorum, sanat olarak da görmüyorum, (sağlıklı)insanın bundan zevk alacağını da sanmıyorum, benzersiz, değerli, lazım bişey olarak görmüyorum. Böyle düşündüğüm için dinlemem de ben bu opera zımbırtısını. Ama adamcağıza da bi kastım yok, sempati bile besliyorum.

Oysa “o bir mucizeydi, dünya bir melek kaybetti” diye yapılan yorumları hiç samimi bulmuyorum. Bunları yazanların o adamcağızı dinlediğini, severek dinlediğini hiiç sanmıyorum. Zaten bizde bu konuda komple bir yalancılık var bana göre. Hangi sanatçımız olsa toplumun sevgilisi imiş meğer, bunu öğreniyoruz ama ancak öldükten sonra. Hayattayken Barış Manço dinlemek size bir burun kıvırma olarak geri dönüyor ama adamcağızın ölüsü üzerinde mum yakanlar, daha geçen gün siz Barış dinlerken size burun kıvıranlar ona gereken değeri vermediğinizi iddia edebiliyor.

Ne kadar uluslararası olmuşuz ki elin adamı üzerinden de aynı yalancı tavrı yaşatıyoruz. Yazık.
Müslüman olmayan iyi insana öldüğünde Osmanlı’da “Toprağı bol olsun” derlermiş. Müslüman olmayana allah rahmet eylesin demek yanlıştır çünkü. O yüzden bu koca adamın toprağı bol olsun, hepimize daha dürüst tepkiler nasip etsin Allah.

Eylül 6, 2007 at 1:56 pm Yorum bırakın

Eski Yazılar


Takvim

Ağustos 2017
P S Ç P C C P
« Nis    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

İstatistik

  • 42,295 sayfa görüntüleme