Devrim arabaları

Ağustos 9, 2009 at 12:58 am Yorum bırakın


Sinemaya giderken seçici davranıyorum ama Devrim Arabaları filmini izledikten sonra bunun bir hata olduğunu düşünmeye başladım. Keşke böyle önemli bir konu olduğunda bu sinemasal felsefe salatasını unutup, “Birileri bir zamanlar güzel birşey yapmış, şimdi de başka birileri onu anlatmış. Ne pahasına olursa olsun gidip bi görmek lazım.” deseydim. Ama yok; “Bizimkiler zaten bu işten anlamazlar ellerine yüzlerine bulaştırırlar” diye bundan 50 yıl önce birilerinin yaptığı hatanın aynını yaptım ve “Devrim Arabaları” filmini izlemek için sinemaya gitmedim, pişmanım hakim bey.

Şimdi filmi küçük ekrandan izlemiş ve hayretler içinde kalmışken hatamı nasıl telafi edebilirim acaba diye düşünüyorum. Sanıyorum sadece bunun bir hata olduğunu itiraf ederek yetinmek zorundayım.

Her neyse; tarih bilgime güevenemediğim için sizi devrim arabaları konusunda bilgilendirmek için ancak vikipediye yönlendirebilirim. Özetle Cemal Gürsel başa geçtikten sonra yüzde yüz türk malı bir otomobilin üretilmesi ister ve 4 buçuk ay gibi komik bir sürede bunun bitirilmesini emrder. Mühendislikten az çok anladığımı iddia ederek bunu kabul eden mühendisleri o zaman için deli kabul etmek tamamen mantıklıydı diyebilirim. Ama topu topu (yuvarlak hesap) 10 mühendis ve bir kaç düzine işçi ile Türkiye’de daha önce hiç yapılmamış bir mühendislik ürününü başarıyla ortaya çıkarmış bu deli arkadaşlar. Hepsinin ellerinden öpüyorum.

Gelelim bu tarih parçasının filmini çekmeye cesaret eden Tolga Örnek‘e.  Başka bir projede adının geçtiğini hiç hatırlamıyorum. Ancak cesaret edip de giriştiği bu işin amatörce olmadığını itiraf etmek gerek. Kamera ve müzik konuları sıkıntılı olsa da anlatılmak istenen pürüzsüz sunulabilmiş, yarım kalan kısımlar yok, rahatsız edici senaryo hataları yok, eksik altparçalar yok, ucu açık bırakılmış kısımlar yok, ve başka tatminsizlik oluşturacak unsurlar da yok. Bunlar çoğunlukla son dönem filmlerinin vazgeçilmez gıcıklıkları, o yüzden özellikle madde madde sıraladım.

Dediğim gibi kamera sıkıntılı, öyle duruyor orda, özenle yerleştirilmemiş. Müzik derseniz bir güzel parça tutturmuşlar akıllarına geldikçe sesi açıvermişler hepsi o kadar. Keşke en azından sadece bu taraflarına bir Çağan Irmak eli değseydi. Gerçi bu ustanın elinden bu film  komple geçse de olurdu ama bunu istemek Tolga Örnek’e haksızlık olur.

Zamanının politik stresini çok fazla yasıtamasa da mühendis meslektaşlarımın stresini çok güzel anlatabilmiş Tolga Örnek. Zaten siyasi bir kaygının da olduğunu sanmıyorum filmin çekimlerinde. Yoksa kullanılabilecek onca malzemeye rağmen o dönemlere değinmemek bizim bütün bütün adetimiz olmuştur. Belki yönetmenin de hassasiyeti vardı böyle hassas bir konuyu anlatmamak üzerine, bilemiyorum.

Filmde gerçek görüntülerden -o zamanda çekilen fotoğraflardan- birinin bile kullanılmamasından rahatsızlık duydum. Senaryonun gerçek hikaye üzerine kurgulandığını belirten bir ibare ile dahi karşılaşmadım. Bunun bir eksiklik olduğunu düşünüyorum.

Ve bir devrimin liderinin (Cemal Gürsel) öyle şirin aile babası gibi tanıtılmasından rahatsızlık duyduğumu söylemeliyim. Sırf benzini bitti diye bir güzel eserin -devrim 1 otomobili- başarısızmış gibi kabul edilmesinin arkasındaki gereksiz prestij saçmalıklarına da detaylı değinilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu filmin orada Necip karakterinin bir türlü anlayamadığı bu meseleyi açıklama sorumluluğu vardı bence.  Ne yani millet olarak mükemmeliyetçi miyiz? Prestij konusunda takıntımız mı var? Dikdatörler bu tür şeylerden hoşlanmaz mı? Mühendislik bu tür hataları (hata bile değil benzin yok sadece) kabullenemez mi? Parlementerlerin böyle bir muameleye hakkı yok mu? nedir yani?

Oysa bugün Obama gidip fasta food dükkanından nakit parayla alışveriş yapabiliyor. Erdoğan ata binip de o attan düşebiliyor. Prestij, karizma, disiplin, başarı ve bütün diğer o zırvaların hangisi bu değerli çalışmayı bir kalemde sildirdi, bu sonucun arkasında yatan mantık neydi bundan bahsedilmesi gerekiyordu.

Hadi bundan bahsedilmedi bütün bu çalışmanın yekününü ifade edecek “peki sonradan ne oldu” bölümü konmalı değil miydi? Bir farnsız atasözü der ki: “Bir suçtan kim karlı çıkıyorsa suçlu odur” Neden bundan birkaç yıl sonra yabancı ortaklı kurulan otomobil fabrika ve firmalarından bahsedilmiyor. Neden o her sokağın başında insanların yollarını pisleyen gazetecilerden ve bürokratlardan, onların akıbetlerinden bahsedilmiyor. Yoksa bu filmi sadece benim gibi bir ekip çalışmasından heyacan duyan küçük bir kesim için mi yaptı yönetmen? Sonuçta bütün amaç yalnızca o çalışmayı göstermektiyse büyük bir işe girişilmemiş diye düşüneceğim. Yok ta baştan söylediğim gibi girişilen iş büyükse eksik kalmış dostlarım, baya eksik.

Acaba filmde sık sık bahsedilen özgüven eksikliği hala devam mı ediyor da biz de ciddi ciddi sorgulamaya veya en azından kurcalamaya cesaret edemiyoruz? Bilemiyorum.

Herşeye rağmen mühendislik ve sinemacılık alanlarında umut verdi bu film bana. Bütün eksiklikleri ile saygıyı hakediyor bence. Saygılar efendim…

Reklamlar

Entry filed under: Genel. Tags: , , , , , , , , , .

İngilizce öğrenmek için fazla zekisiniz İş nerede?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Trackback this post  |  Subscribe to the comments via RSS Feed


Takvim

Ağustos 2009
P S Ç P C C P
« May   Eyl »
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31  

İstatistik

  • 42,824 sayfa görüntüleme

%d blogcu bunu beğendi: