Beyaz Melek

Şubat 26, 2009 at 11:26 pm Yorum bırakın


Mahsun Kırmızıgül kardeşimizi de gördük sinemada ya artık gam yemeyiz.

Söylemeye çalıştığım “gördük” te olumlu bir hava oluşturmaya çalışsam da yapamadım malesef. Adamı hep kıro bildik, bize öyle bildirdiler. “Kıro” kürtçe kökenli bir kelime olmasına rağmen türkçeye çok feci anlamlarla taşınmıştı ve televizyondan öğrendiğimiz kadarıyla kıro tarifine uyan insanları tanımak hiç de zor değildi. Biz de tarife göre yıllarca insanları aşağıladık durduk. Ancak Mahsun Kırmızıgül‘ün Beyaz Melek isimli sinema filmini izledikten sonra kelimelerin ne kadar tehlikeli olduğunu öğrendim bugün.

Türkiyede kime sorsanız Mahsun Kırmızıgül’ü hakkında “Belli bir kesimin adamı”, “Belli bir kesimin şarkıcısı” gibisinden şeyler duyarsınız. Zira arabesk/fantazi müziğin o sevimsiz gelen tarafı popüler kültürün tiksinme hareketleri ile reklam edilmiştir türkiyede ve edilmeye devam etmektedir. Müslüm Gürses’i sevmez popüler kültürün çocukları zira onun için canını verecek kendi kesiminden (!) insanlar zaten vardır. Bu “kendi kesiminden” insanların dışında da bir sempati bir ilgi beklemek sınırların çok belirgin çizildiği, kafaların çok düz bir mantıkla çalıştırıldığı bu dünyada aşırıya kaçmak olur.

Oysa birleştirici olmak daha zordur, sıkıntılıdır. Herkes hem girişmez bu işe hem de girişse de yapamaz. Benim gözümde -ki bu göz bana onun hakkında söylediklerinden fazlasını bilmez ve araştırmaz- Mahsun Kırmızıgül kıro kelimesine tam anlamıyla uyan bir adam idi. Bölücü veya parçalayıcı olduğuna ilişkin şüphelerimin nereden geldiğini hatırlamakta zorlanıyorum, sakın “bilmem ne” televiyonunun çabası olmasın bu yargı.

Her neyse bu her adını söylediğimde etrafımdan “Bırak olm şu teröristi…” denen adam bu birleştirici çabaya bir el atmış sinemada. Teomanın bile sinema filmi çektiği/çekmeye çalıştığı sektörde maliyetlerin de kalite gibi iyice düştüğünü düşündüm ilkin. Ha bir de terbiyesizce senaryo felan da yazarmış Türkücü (!) Mahsun bey. Burun kıvıranlarla birlikte ben de burnuma dört numara ayar verip sola doğru çevirdim. Zira televizyondan öyle öğrenmiştim. Kıroysa koy …..üne.

İnsanların birbirine uzaklaştırıldığı bir yerde siz kollarınızı açıp iki kişiyi birleştirmek isterseniz savunmasız kalırsınız ve enseye tokat yediğinizde vuranı dahi göremezsiniz. İşte böyle zor bir ortamda doğulu bir kardeşimiz olarak kollarını açabildiği kadar açmış Mahsun Kırmızıgül. İçinde Türk, Yunan ve Kürt kültürünün çeşitli malzemelerini görebildiğimiz filminde taraf tutmadığını söylemek yalan olur. Ancak bunu öyle takım tutmak gibi algılamamak gerek. Siz de bir ortamda bazı insanları bazı diğer insanlara tanıtırken aynı memleketten olduğunuz kişiler için fazladan bir “Mahmut bey hemşerimdir ona göre…” kabilinden bir taraf tutmayı makul görürsünüz. Kaldı ki doğu insanının misafirperverliğini hala bilmeyen varsa gidip bizzatihi görebilecek kadar riske girebilir ve büyük ihtimalle de müthiş bir ziyaretten biraz daha fazlası ile geri dönebilirsiniz. Hz. İbrahim’in memleketinin insanlarını görünce binlerce yıl öncesinden bir ev sahibinin hala oralarda yaşıyormuş gibi insana huzur verdiğini hissedebilirsiniz.

Filminde doğu ve doğu insanı hakkında biraz fazlaca malzeme olunca ve bunlar da hem olumlu şeyler olunca Mahsun Kırmızıgül’ün kürt milliyetçiliği yaptığı yönünde eleştiriler almış. Oysa filmde bütün bütün iyiler ve kötüler diye ayrılan gruplar yok; hele bu millete-milliyete hiç bağlanmamış.

Bu film insanların terk edişleri ile mecburen gidişleri arasındaki farkı anlatmaya çalışmış diye düşünüyorum. “Huzur evine gönderilen yaşlıların çilesini anlatıyor” diye kestirip atmak ne kadar doğru bilemiyorum. Zaten önyargı ile bakılan bir yönetmenin/filmin böyle sosyal mesajlar vermeye çalışması popüler kültürün tiksinç bakışlarına sebep olacaktır ve oluyor da. Bu film bir yol hikayesini bile barındırmaya çalışmış içinde. Kültürler arası etkileşimden, gençlik ve yaşam, inanç ve sevgi üzerine de “şey afedersiniz ben de birşeyler söylemek istiyorum” diye ürkek bir girişimde bulunmuş. Kendi ölçeğinde oldukça başarılı da olmuş.

Filmi temiz bir kalp ile izlemeyen birinin bu amatör sayılabilecek eserden mutsuz olmaması için hiçbir sebep yok. Eğer bir önyargınız yoksa da mutlaka içinizi sızlatacak kadar gerçek bir gurbet hissi sizi sarsacaktır.

O doğulu, temiz delikanlı sade komiklik olsun diye söylemiyor kitabi ifadelerle “abi burası neresidir beyle..” diye. Gerçekten şaşkındır belki de…

İnsanlar yaşlanınca gerçekten de kemale eren bir sevgi ile seviyordur birbirlerini de biz onların bu hallerini çok görmek istemediğimizden ve de görmediğimizden burada çok yapmacık buluyoruzdur.

Bir türk, bir yunanlı ve bir kürt sadece olumsuz bir televizyon haberinde veya zoraki bir fıkrada değil de güzel bir masalda ve hatta gerçekte, gerçekten yaşanan bir dünyada da yanyana güzel şeyler yaşayabiliyorlardır belki de.

Belki de çok başarılı bir tiyatro oyuncusunun sürekli canlandırdığı çocuksu ruh halini her zaman oynadığından daha iyi oynadığı bu sinema filminde birileri gerçekten de kendini veya akrabalarını görmüş ve kalbi sızlamıştır.

Belki de kimsenin cesaret edemediği bir konuda, topluma öğüt verme ya da en azından bazı şeyleri hatırlatma işinde çalışacak kimse kalmamıştır, bu işin eğitimini alanlar Recep İvedik’in 3. filiminden ne kadar para kazanacağını hesap etmekle meşguldür de kıro diye bilinen bi adam bu zor işin altına girmiştir.

Belki de adamın biri kendisini değil de anlatmak gerekenlerden bir konuyu seçip ne olursa olsun anlatmaya gayret etmiştir. Zorlanmıştır belki de, belli de etmiştir bunu ama helal olsundur, çok çalışmıştır, bellidir.

Bu iş bir fantazi müzik türkücüsüne mi düşmüştür acaba. Ya da bir türkücüyü biz çok mu hafife almışızdır.

Yaşlılarımızı gerçekten seviyor muyuzdur ya da böyle bir konuyu daha önce düşünmüş müyüzdür?

Bu doğulu türkücü de kimdir, bu filmle neyi amaçlamaktadır bu arada.

Karışıktır bazı şeyler. Bu kardeşinizin kafası karışıktır. Biraz ayıp etmiştir insanlara. Kıro da ne demektir ki şimdi. Kötü bişeyse kötü olan kimdir. Bazı insanlara ayıp eden ben, kıro muyumdur acaba?

Bugün ummadık taş baş yardı. Mahsun Kırmızıgül’ü başarılı bir yönetmen olabileceğini anladım. Teknik olarak işi bilen insanlarla çalıştığını zannediyorum. Yazdığı hikayeyi böyle cesurca anlatması ayrıca takdire şayan. Bir zaman hakettiği saygıyı göremeyecek olması yaptığı işi biraz daha değerli kılıyor.

Ben, hakaretlerle sinema eleştirisi yapan basit bir adam olarak bu filmi öven cümleler kuramadığım için ayrıca üzülüyorum. Barış, sevgi, umut, kardeşlik… Birilerinin anlatmak için çabaladığı konular bunlar. Ben her olmamışı tek kalemde silerken birileri kendini geliştirmekle meşgul.

Mahsun Kırmızıgül’ü çok takdir ettim, bravo, ellerine sağlık. Güneşim Gördüm filmini sabırsızlıkla bekliyorum.

Reklamlar

Entry filed under: Genel.

Yalnız olma iddiası Farid farjad

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Trackback this post  |  Subscribe to the comments via RSS Feed


Takvim

Şubat 2009
P S Ç P C C P
« Oca   Mar »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728  

İstatistik

  • 42,146 sayfa görüntüleme

%d blogcu bunu beğendi: