The Bourne Ultimatum’a bir bilet

Eylül 6, 2007 at 10:24 am Yorum bırakın


7 eylülde ülkemizde vizyona girecek bir Matt Damon filmi The Bourne Ultimatum. Sanırım Son ultimatom adıyla türkçeleştirilmiş, eh bundan önceki 9. sınıf aksiyon filmi adını ve alakasızlık örneği olan ikinci filme layık görülen türkçeleştirmeyi düşününce bu sefer biraz daha yaklaşmışlar; en azından orjinal isimden bir kelime alabilmişler. Bu film de Rocky serisi gibi uzarsa herhalde 7. filmde falan birebir isim uygunluğu görmemiz mümkün.

Her neyse film önümüzde cumaya vizyona giriyor ve benim bu filme götürebileceğim kimse yok. Aslında mesele yalnızlığım ve biriyle çıkmıyor olmam bağlamında değerlendirilmemeli, zaten derdim de o değil. Ama bu kadar çok beğendiğim bir filmin çok beğenilen son serisini tek başıma izlemek istemiyorum. Bir film izlenebilir ve güzel olması bağlamında notlandırılabilir ama sizin sevmeniz başka şartlara da bağlı malesef. Tek başına mırın kırın sinemaya gidip, alık alık bilet alıp birkaç dakika bekledikten sonra salona girmek, yanına tanımadığın ama birbirlerine fena halde yapışmış (işte kucaklaşma, yapışma, elele tutuşma, kavrama şeklinde tavırlarla) insanların ortasında bir yere kıvrılıp izliyorsun filmi. Heyecan hissettiğinde karanlık salonda tepkisini merak ettiğin birinin olmaması (bu tepki surat silüetine bakma, elini tutma, itme, kakma, kulağına bişiler fısıldama ya da film beğenilmediğinde dışarı çıkarmaya zorlama şeklinde olabilir) herhalde sinema sektörünün en büyük darboğazlarından biridir. Birgün insanlar sinemaya yalnız gitmesinler diye yapımcılar bazı faaliyetler içine girecekler inancındayım.

Neyse geçelim benim durumumu filme odaklanalım. Geçmişi olmayan adam gibi abuk bir isimle ilk defa karşımıza çıktığında bu güzel Matt Damon filmi çoğu kişiye bir zamanlar pazar günleri show tv’de yayınlanan kalitesiz aksiyon filmlerini anımsatmıştı ve anti-pati topladığından olsa gerek kimse ben “geçmişi olmayan adam” filmini izledim çok güzeldi diyemedi. “Hadi ya, biz de geçen ben doğarken ölmüşüm isimli şaheseri izledik harikaydı” falan gibi tepkiler alan olmuştur sanırım ama yine bu de film o günleri atlatıp ikinci film için baya bir hayran toplayabildi. Medusa darbesi ismiyle ikinci film çıktığında seri fimlerinde çoğunlukla olmayan ama olduğunda beni çok mutlu eden birşey oldu. Gerek sinemasal etkisiyle, gerek oyunculuğu ve gerek de ortaya konan çaba bakımından ikinci filmde birincisinden çok çok daha güzel bir iş ortaya kondu. Zaten iyice olgunlaşıp kıvama gelen hikaye daha da çekici bir hale de geldiğinden izleyicilerin çoğu medusa darbesini geçmişi olmayan adamdan daha çok beğendi.

Bu güzel eseri ortaya koyan Robert Ludlum 2001 yılında dünyaya gözlerini yummuş olsa da Bourne kardeşimizin son ultimatomu bizi yeniden sinemaya çağırıyor. Yakışıklı yüzü, hayvani bedeni, ifadesiz yüzü, çelik gibi sağlam karakteri (“who am I?” diye inlese de), korkusuzluğu, bilgisi, yetenekleri, hırsı, hayatta kalma arzusu, merakı ve üzerinde tuhaf ve şık duran sevgisi ile Matt Damon kardeşimi sabırsızlıkla bekliyorum.

Ama yalnız 😦

Reklamlar

Entry filed under: Genel. Tags: , , , .

WordPress’te neler oluyor? Pavarotti öldüüüüüüüüüüeeüüüüüü!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Trackback this post  |  Subscribe to the comments via RSS Feed


Takvim

Eylül 2007
P S Ç P C C P
« Ağu   Eki »
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930

İstatistik

  • 42,146 sayfa görüntüleme

%d blogcu bunu beğendi: