Monster’s Ball, kader ve mutluluk üzerine, ve medeniyeti bilmeyen medeni toplumlar

Aralık 31, 2006 at 7:37 pm Yorum bırakın


Neden bilmiyorum, son sıralarda sadece filmler hakkında uzuk uzun konuşabiliyorum, onun dışındaki konularda söz söylemek çok yorucu geliyor bana. Konu bir film olunca eleştirmeye çok şey buluyorum sanırım ve bu hiç de iyi değil.

Son izlediğim ve izledikten sonra bu konuda konuşmalıyıom dediğim film Monster’s Ball. “Reklamın iyisi kötüsü olmaz” derler ya ben de böyle bir doğa kanununun kurbanı oldum. Halle Bery’nin oyunculuğu hakkında çok da fazla söylenecek olumlu-olumsuz sözüm yoktu önceleri, sonra oscar aldığını öğrendim ve “Bravo” demeyei bir borç bilip ve borcumu ödeyipo bu konuyu kapattım kendi kafamda. Ancak ne zaman ki Halle Berry’nin oscarı bu film ile aldığını ve bunun içinde bir bit yeniği olduğunu duydum; işte o zaman “Bu karı filmde herifin biriyle pornografik sınırlarda sevişti, oscarı kaptı” şeklindeki kötü reklamdan etkilenip bu filmi izlemeye karar verdim.

Buna ister itiraf isterseniz “Bana ne” deyin ama insan doğası gereği iyi veya kötü yapılan yorumun doğrulunu kendi gözleriyle görmek istiyor. Nasıl tehlikeli bir nesneye bakan küçük bir çocuğa “ona sakın dokunma” dediğinizde o sizi atlatıp ona dokunmanın bir yolunu arıyorsa ben de “izleme beş para etmez” gibisini nedensel olarak biraz aşan filmleri izlemek istiyorum. İstiyorum çünkü ciddi ciddi yapılan bu yorumun ciddi ciddi yorumlanması gerekiyor tarafımdan. Neyse ben yorumladım.

Halle Berry bu filmden neden oscar aldı gerçekten bilmiyorum, beni ilgilendirmiyor da. Ancak kesinlikle iyi oynamadığı ortada. Gerçi onu ve diğer oyuncuları suçlamamak gerekir; senarist öyle bir diyalog(!) üretmiş ki onu hayata geçirmek neredeyse imkansız, çünkü içinde cümle yok. Öyle bir hikaye var ki inanmak ve kendini kaptırmak mümkün değil. Yönetmen ne yapmak istediğine kara verememiş olacak ki oyuncular da kendi karasızlıklarını filme yansıtmak zorunda kalmış. Ama sanırsam bu filmi siyah-beyaz çatışması, kaderin cilveleri ve ilginç rastlantılar gibi konular üzerine kurmak istemişler. Haa bir de obezite ve amerikan yaşam tarzı baharatlarını unutmamak lazım; eğer bunlar olmazsa filmin tadı olmaz.

Diyalog mu dedim ben yukarıda? İşte o kelimenin karşılığı bu filmde yaklaşık olarak şöyle birşey:

– Naber?

-İyi…

-Sonny nasıl?

-İyi…

-Annen nasıl?

-….O da iyi…

Böylesi boş sözler ayak üstü söylenmek zorunda olunduğunda oyuncu ne yapsın, “ulan keşke elerim dolu olsaydı, şimdi ne yapıcam ben bu iki kolu? Fazlalık gibi duruyor anasını satayım. Yahu burda yaslanacak bir şey de yok ki! Dik dursam olmaz, şimdide çok kambur oluyor ama….” gibi kız arkadaşının yanında ayak üstü süklüm püklüm ne yapacağını bilemeyen genç liseli oğlan modunda. Bu haliyle bütün film eğer gerçek ortamlarda çekilmemiş olsaydı buna ilkokul müsameresi demek mümkündü ama şimdi oscarlı bir filmden bahsetmiş oluyoruz. Belki de akademi siyah-beyaz kavgasına barışçıl olduğu söylemiyle yorum getirmek için verdi bu ödülü. Ne diyelim hayırlı olsun.

Filmde izleyicinin gözünün içine sokulan bir şey de kader ve rastlantı şeysi oluyor. Bir de bu konuyu (yani rastlantıların herkesçe bilinmesi sürecinin son halkasını) filmin sonuna koymuşlar ki etki artsın. Sanıyorum konunun geçtiği yer küçük bir mahal idi ki böylesi bir rastlantılar zinciri oldukça doğal bir şekilde gerçekleşti ama az veya çok ilginç olma bakımında filme pek bir katkı yaptığı söylenemez.

Senaryonun içinde ctrl+f desteği olmadan doğrudan gözle farkedilebilecek bir kelime var ki o da “mutluluk”. Adam mutluluktan ne anlıyormuş bilmiyorum ama filmden mutluluk kelimesini tarif etmesini istesek “seksten alınan zevk” diye cevap verecektir. Kocası cinayet işleyen, sonra da ölüm cezası infaz edilen, daha sonra çocuğu trafik kazasında ölen ve fakirlikten oturduğu evden atılmak üzere olan bir kadın mutlu olmak istiyor ve ilk bulduğu gönüllü erkekten bu mutluluğu talep ediyor. Akla mantığa aykırı bu tavır belki Halle Berry’ye iyi bir performanstan(!) sonra oscar kazandırabilir ama bize bir şey kattığını sanmıyorum. Hem sayın yönetmen, buradan size sesleniyorum: “Madem çok ciddi konulara parmak basıyorsunuz, mesaj veren bir film çekiyorsunuz, peki sonra neden porno filmleri aratmayacak bir MUTLULUK sahnesi yerleştiriyorsunuz filme”. Acaba bunda mesajı daha büyük kitlelere ulaştırmak gibi bir amaç mı var? Cidden yüce bir düşünce 😛

Hani bütün Hollywood filmlerinde var olan kutsal kilise, kutsal kitap, kutsal dualara vs zımbırtısı var ya, işte onlardan ayrı tutulmayacak bir kaç mesele daha var ki çoğu Hollywood yapımlarında bunları bulmak mümkün. Aile içi kavga, şiddet, aile içi gibi dar alanda olgunlaşan ırkçılık, kaba erkek modeli ve yakınların birbirlerine söyledikleri nefret cümleleri de Holywood yapımlarının ayrılmaz zamazingoları. Ben her seferinde bunlardan tiksinir ve rahatsız olurum; bu sefer yorumunu da yapmak istiyorum. Yorumlamak değil de söylemek istiyorum belki de; sadece söylemek. Medeni bir yaşam biçimini sürdüren amerika çok yakın insanların birbirinden nefret ettiği dünyanın bütün kaynklarını tükettiği halde mutlu olamayan, hep daha fazlasını istediği halde aslında tüm kişiliksizler gibi ne istediğini bilmeyen bir topluma sahip. Bir baba düşünün ki ne oğlunu ne de babasını seviyor. Oysa bu babanın alesi aynı zamanda sağlam ve babadan oğula geçen geleneklere sadık, kuralcı, saygılı… Sevgi yok ama… Boşuna aramayın huzur da yok. Bunun yokluğunu acıya acıya hissediyorlar ancak bu konuda ne yapacaklarını da bilmiyorlar (burda belriteuim çözüm psikoloğa falan gitmek değil ki muhtemelen psikoloğun ailesi ile arası da böyledir) bir şey bulmak veya yapmak için çaba da sarfetmiyorlar. Salt-okunur bu bilgi onları sadece kanatıyor hepsi o, aldırış etmiyor görünüyorlar bu yüzden. Tek dert ettikleri şey mutluluk, zaten onu da sonunda bulmuştu yakışıksız aktörümüz…

Reklamlar

Entry filed under: Genel. Tags: , .

Seni de vururlar bir gün Ey Acı ! “Bu hükümeti seviyorum, oy vermeyeceğim”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Trackback this post  |  Subscribe to the comments via RSS Feed


Takvim

Aralık 2006
P S Ç P C C P
« Kas   Oca »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

İstatistik

  • 42,146 sayfa görüntüleme

%d blogcu bunu beğendi: