Fahrenheit 9/11

Kasım 11, 2006 at 8:18 am Yorum bırakın


Amrekida’da büyük yankı uyandıran, belki bu yüzden tüm dünyada da herkesin kafasını kaldırıp “hıı n’oldu!” diye dikkatini dürten bir oscarlı yapımı izledim dün: Fahrenheit 9/11. Doğrusunu söylemek gerekirse sıkıldım biraz. Medyanın (kastettiğim televizyon gazete ve dergicilik) sürekli tekrarlarla amçlarına ulaştığı bu dünyada Michael Moore da aynı yolun yolcusu olduğu için belki de, gerçekleri söylüyor bile olsa bunaltıcı bir tekrar politikasıyla başımı ağrttı doğrusu. Ortaya sürülen belgeler ne denli kesin ve doğru olursa anlatım o denli sadeleşir diye düşünürdüm hep, ancak bilgilenmek konusunda oldukça beceriksiz, hafızası zayıf ve ilgisiz halk kitlelerine birşeyler öğretmek için demek ki bu sevimsiz yintemleri denemk şarttı.

Her neyse sonuçta Amerikanın en mahrem yerlerine parmak sokan Michael amca yine o serseri üslubuyla ve Amerikan özgürlüğünün kendisine sağladığı rahatlıkla birçok diplomata ve Amerikan başkanına hakaretlerini yağdırmıştı; ee birilerinin bunu yapması gerekiyor tabi. Ancak ne yalan söyleyeyim Irak’ta görev alan bir Amerikan askerinin ıraklılar hakkında söyledikleri beni çok kızdırdı:

“Buraya onlara yardım etmek için geldiğimizi anlamıyorlar, sürekli bize kızıyorlar, evinize gidin diyorlar, bir olay olduğunda da neden yoktunuz diyorlar neden bizi korumadınız diyorlar. oysa biz onlrın iyiliği için burdayız bizden nefret ediyorlar, ben de bu ülkeden nefret ediyorum, bir an önce ülkeme gitmek istiyorum”.

Evet böylesi şeyler söylüyordu ahmak Amerikan askeri. Demek oraya savaşa gittiğini orda insanları öldürdüğünü, insanların evlerine girip mahremiyetlerini hiçe saydığını, evlerden ailelerin erkeklerini alıp götürdürklerini (ve bazen geri göndermediklerini), evlerden kızları alıp götürdüklerini (ve kirletilmiş olarak geri bıraktıklarını), bu ülkenin bütün kaynaklarını sömürdüklerini ve hepsinden önemlisi o ülkeye karşı savaştıklarını bir asker olarak anlayamamıştı.

Süreki “Arkadaşlarımızı öldürüyorlar, her gün içimizden biri ölüyor, çok korkuyoruz, onlar bizden nefret ediyor biz de onlardan nefret ediyoruz, onları öldürerek doğru yapıyoruz” düşüncesindeler. Anlamadığım şey bir insan nasıl olur da asker olmasına rağmen savaşın ne demek olduğunu bilmez. Bir arkadaşı öldü diye orada her türlü insanlık dışı uygulamayı gerçekleştiren o gerizekalı amerikalıları kim nasıl yetiştirdi acaba. Tarih boyunca hiç kendi evleri basılıp mahremiyetleri, mallerı, ve canları tehlikeye girmedi diye mi bir savaşın ne olduğu anlamamazlıktan geliyorlar. Dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir ülkenin hehangi bir hanesine girip istedikleri doğrultusunda her türlü şeyi yapma hakkını kendilerinde nasıl buluyorlar acaba. Bu uyduruk hakkı kullanırken de o gariban halkın kendini savunma güdüsüyle hareket etmesine kızmak da ne oluyor.

Belki de sırf bu ahmaklıkları yüzünden, belki de bütün dünyanın kaynağını tüketip yine de mutlu olamamaları yüzünden o amerikan askerlerine hiç acımadım. Acımanın bile bir sırası vardır. Ve en çok acınmayı hak eden kesinlikle onlar değil. michael amca belki bütün amerikanın yüreğini sızlatmak adına ölenlerin ve savaş gazilerinin ailelerini yaklaşık bir saat göstermiş. Ben sıkıldım doğrusu; çünkü bu görüntülere yabancı olan amerikalılar için hazırlanmıştı bu sahneler. Oysa ben yıllardır Filistinde olanları en azından televiyonda hep görüyordum, Irakta olanları da , Çeçenistanda olanları da, Bosna savaşındakileri de izledim ve içim sızladı. Haksız yere ezilen için birşey yapamadığım için üzgünüm ama ezmeye giden ezildi diye diğerlerine gösterdiğim üzüntünün aynısını malesef gösteremiyor. O zaman diğerlerine haksızlık etmiş olmaz mıydım sizce? aslında bu konu bir ara kafamı karıştırmıştı benim de ancak:

“Zarara kendi rızasıyla girene merhamet edilmez” (H. Şerif)

hadisini duyunca herşey biraz daha netleşti. Ama hala içimde birşeyler sızlıyor; en sonunda diyorum ki “En basit bir merhamet duygusuna sahip olmayan ve yaptıkları kötülük karşısında yaşadıkları her türlü kötülüğü nasıl karşılamam konusunda kafamı karıştıran bu ahmak yaratıklar insan olamaz”.

Ya onlar çok şey kaybetti -ki bunun olduğu gün gibi aşikar- ya da ben de bu dünyanın zulüm halelerinin içinde yüreğimi kaybetmeye başlıyorum. Her ikisi de mi? Belki…

Reklamlar

Entry filed under: Genel. Tags: .

Hotel Rwanda Orhancık ve aile kavgaları…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Trackback this post  |  Subscribe to the comments via RSS Feed


Takvim

Kasım 2006
P S Ç P C C P
« Haz   Ara »
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930  

İstatistik

  • 42,146 sayfa görüntüleme

%d blogcu bunu beğendi: