Biz Türkler

Mayıs 3, 2006 at 7:56 pm Yorum bırakın


Faziletliydik: Kimsenin malına, mülküne göz
dikmezdik. Kimsenin namusuna yan bakmazdık. Hırsızlık
nedir bilmez,
dilenciliği meslek edinmez, kimseyide küçümsemezdik.

Dürüsttük: Bir zamanlar Londra Ticaret Odası’nın en
görünür yerinde şu mealde bir tavsiye levhası
asılıydı: “Türklerle alışveriş et, yanılmazsın.”

İtibarlıydık: Bir zamanlar Hollanda Ticaret
Odası’nın toplantılarında oylar eşit çıkınca
Osmanlılarla alışverişi olan tüccarın oyu iki sayılır,

onun dediği olurdu.

Temizdik: Yere bile tükürmezdik. Hatta, Osmanlı
askeri teşkilatını Avrupa’ya tanıtmasıyla meşhur Comte
de Marsigil, yere tükürmedikleri için atalarımızı şöyle
eleştiriyor:”Türkler hiçbir zaman yere tükürmezler.

Daima yutkunurlar. Bunun için de saçlarında
sakallarında bir hararet olur ve zamanla saçları,
kaşları,sakalları dökülür.”

Çevreciydik: Kurak günlerde ücretle adamlar tutup
sokaktaki ulu ağaçları sulatır, göçmen kuşların
yorgunluk atması için saçak altlarına kuş sarayları yapardık.
Bunlara öyle çok örnek var ki, saymakla bitmez.

Harama el sürmezdik: Fransız müellif Motray,
1700’lerdeki halimizi şöyle anlatıyor: “Türk
dükkânlarında hiçbir zaman tek meteliğim kaybolmamıştır.

Ne zaman bir şey unutsam, hiç
tanımadığım dükkâncılar arkamdan adam koşturmuşlar,
hatta birkaç kere Beyoğlu’ndaki ikametgâhıma kadar gelmişlerdir.”

Medeni idik: İngiliz sefiri Sör James Porter ise,
1740’ların Türkiye’si için şunları söylüyor:”Gerek
İstanbul’da, gerekse İmparatorluğun diğer şehirlerinde
hüküm süren emniyet ve asayiş, hiçbir tereddüde imkân bırakmayacak
şekilde isbat etmektedir ki, Türkler çok medeni insanlardır.”

Dosdoğruyduk: Fransız generallerden Comte de
Bonneval ise, şu hükmü veriyor:”Haksızlık,
mürabahacılık, inhisarcılık ve hırsızlık gibi suçlar,

Türkler arasında meçhuldür…
Öyle bir dürüstlük gösterirler ki,insan çok defa Türklerin
doğruluklarına hayran kalır.”

Hırsızlık nedir bilmezdik: Fransız müellif Dr.
Brayer, 1830’larınİstanbul’unu getiriyor
önümüze:”Evlerin kapısının şöyle böyle kapatıldığı

ve dükkânların çoğunlukla umumî
ahlâka itimaden açık bırakıldığı İstanbul’da her sene
azami beş-altı hırsızlık vak’ası görülür.”

Ubicini Dr. Brayer’i şöyle doğruluyor: “Bu muazzam
payıtahtta dükkâncılar, namaz saatlerinde dükkânlarını açık
bırakıp camiye gittikleri ve geceleri evlerin kapısı basit bir
mandalla kapatıldığı halde, senede dört hırsızlık vakası bile
olmaz.
Ahalisi sırf Hıristiyan olan Galata ile Beyoğlu’nda ise hırsızlık
ve cinayet vak’aları olmadan gün geçmez.”

Naziktik: Edmondo de Amicis isimli İtalyan gezgini,
yine 1880’lerin “biz”ini anlatıyor bize: “İstanbul Türk
halkı Avrupa’nın en nazik ve en kibar insanlarıdır. Sokakta
kavga enderdir. Kahkaha sesi nadirattan işitilir. O kadar
müsamahakârdırlar ki; ibadet saatlerinde bile camilerini

gezebilir, bizim kiliselerde gördüğünüz kolaylığın

çok fazlasını görürsünüz.”

Cihana örnektik: Türkiye Seyahatnâmesi’yle meşhur
Du Loir’un 1650’lerdeki hükmü şöyle: “Hiç şüphesiz ki,
ahlâk bakımından Türk siyasetiyle medeni hayatı bütüncihana
örnek olabilecek vaziyettedir.” Şefkatimiz yalnızca insana yönelik
değildi, hayvanları, hatta bitkileri bile kapsıyordu.

Hayata karşı saygılıydık: Bu konuda dilerseniz
Elisee Recus’u dinleyelim,bize 1880’lerdeki halimizi
anlatsın:”Türklerdeki iyilik duygusu hayvanları dahi
kucaklamıştır. Birçok köyde eşekler haftada iki gün izinli
sayılır…
Türklerle Rumların karışık olarak yaşadığı köylerde ise bir evin
hangi tarafa ait olduğunu kolaylıkla anlayabilirsiniz. Eğer evin
bacasında leylekler yuva yapmışsa, bilin ki o
ev bir Türk evidir.” (Küçük Asya, c. 9)

Hayırseverdik: Comte de Marsigli’yi tekrar
dinleyelim: “Yazın İstanbul’dan Sofya’ya giderken
dağlardan anayol üzerine inmiş köylülerin yolculara bedava ayran
dağıttıklarına şahit oldum.” Aynı müellif, ceddimizin
hayırseverlikte
fazla ileri gittikleri kanaatindedir. Şöyle diyor: “Fakat şunu da
itiraf etmeliyim ki, bu dindarane hareketlerinde biraz fazla ileri
gitmektedirler.

İyiliklerini yalnız insan cinsine hasretmekle
kalmayıp, hayvanlara ve hatta bitkilere bile teşmil ederler.”

Bu tespiti, İslâm ve Türk düşmanı avukat Guer
misallendiriyor:”Türk şefkati hayvanlara bile şamildir” dedikten
sonra şu
örneği zikrediyor:
“Hayvanları beslemek için vakıflar ve ücretli adamları
vardır. Bu adamlar sokak başlarında sahipsiz köpeklere ve
kedilere et dağıtırlar… Sokaktaki ağaçların kuraklıktan
kurumasını önlemek için bir fakire para verip sulatacak kadar kaçık
müslümanlara bile rastlamak mümkündür…”

“Kaçık”lığın kaynağını da veriyor adam: “Birçokları da
sırf azad etmek için kuşbazlardan kuş satın alırlar. Bunu yapan
bir Türk’e bir gün yaptığı işin neye yaradığını sordum.
Küçümseyerek baktı ve şu cevabı verdi: Allah’ın rızasını tahsile
yarar.”

Not: Alıntıdır.

Reklamlar

Entry filed under: Genel. Tags: .

“Beyza’nın Kadınları” Veeeeeeeee V

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Trackback this post  |  Subscribe to the comments via RSS Feed


Takvim

Mayıs 2006
P S Ç P C C P
« Nis   Haz »
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  

İstatistik

  • 42,411 sayfa görüntüleme

%d blogcu bunu beğendi: