“Beyza’nın Kadınları”

Nisan 12, 2006 at 8:18 pm Yorum bırakın


Mustafa Altıoklar çok başarılı bulduğum diğer Türk yönetmenlerden ayırdığım biridir. Onun ilk “Asansör” filmi ile farklı olduğunu düşünmeye başlamıştım, sonra da bu düşüncemi destekleyecek çok şey gördüm kendisinde. Asansör, bir filmin eğer yeterince mantıklı bir zemine oturtulabilirse sadece birkaç metre kare alanda da çekilebileceğini ispat edebilmişti Mustafa Altıoklar. Ceasurdu da. Düşünsenize böyle bir filmi kaç kişi izlemek iseter ki Türkiye’de. Üniversitede okuyan Ahmet arkadaşına sorar:

–Asansör fimine gidelim baba, Altıoklar yapmış; yeni filmi…

Necmi cecavp verir:

–Manyak mısın olm sen film sade bi masansörde geçiyomuş..

–Hadii ya olur mu olm nass yanii.

–öyleymiş işte boşver biz Richard Gere ‘ın son filmine gidek…

Yaklaşık olarak bu kadardı bizim filmimizin değeri. Sonuçta Mustafa Altıoklar filmlerini böyle bir aydın fikre sunuyordu ve de pek kafayı takmıyordu izlenecek mi izlenmeyecek mi diye.

Yalnız bu sefer Türkiye şartlarında katı halde kalmayı beceremeceyn bir tür seçti kendine film yapmak için ve ben bunu pooülaritesi için mi yoksa denemek iç.in mi ceyahut da “ben de yaparım” ı göstermek için mi yaptı bilmiyorum; ama yaptı.

İyi ki de yapmış diyerek açık bir yorum yapayım başta. Ancak Gerekli bütün imkanları kulanıp da yine de nasıl filmini mengeneye sokabilmiş bu güzel yönetmen bunu bir türlü anlayamıyorum. Bilirsiniz; Hollywood polisiye filmlerinde polis ve adli tıp neredeyse bize bir eğitim verme moduna geçmiş ve bütün sırlarını ve yönetemlerini ifşa etmiş olarak karşımızda dururdu. Oysa Bu filmde polis hala bize yabancı, hala adli tıp dışarıdan gördüğümüz kadar. Polis birşeyler yapıyor yapmasına ama bunu yaparken aslında e yapıyor belli değil; ya yabancı türevlerinde nasıldır. Polis hemen ulaşabilecekleri kaynakları sorgular, hangi teknolojiyi kullanacağını söyler, baskın yapar, plan yapar ve herşey gözönündedir. Bizimkinin bir telefon numarasına ihtiyacı oluyor ve numrayı sanki “bana bir çay” der gibi istiyor ortağından, ortak hemencecik buluyor. Adli tıp aynen bizim gibi bakıp bakıp yorum yapıyor polisi aydınlatıyor. Filmdeki tek teknik kelime “kloroform” idi ki bunu artık… birşey demiyorum.

Baş karakterlerimizden Doruk bir psikiyatri uzmanı ya da öyle bişey ama adamda tek bilimsel taraf yok belki var da gösterilememiş; “amerikada biz şöyle böyle…” hadi oradan çok bilmiş…

Ben bunca yıldır ciddi olaylar olsun olmasın polisin hemen silahına sarılıp olay değerlendirmesine kalkıştığını göredim ama bizimki tek gömlek giymişken arkasında taşıdığı silahı bir teyakkuz sürecinde hemen ele alma ihtiyacı hissediyor. Birini sokak ortasında sorguluyor, bunu yaprken şiddet kullanıyor, ve yanıbaşındaki “fıstık gibi” (lise öğrencisi kız arkadaş) yardımcısından tehdit desteği alıyor.

Film polisiye türde olmasına rağmen bu tarafı yönetmene veya senariste yabancı geldiği için (oysa biraz daha Hollywood filmi izleseydi çözecekti olayı) daha çok kişilik kayması, seks, ağlama-sızlama, din gibi öğelere yer verilmiş. Ne o, sıkıyo dimi polisiye detaylara girmek diyesi geliyor insanın. Bir de aslında varlığına emin olamadığım o büyük toplantılar… Ya hangi olay için böyle toplantı yapar büyük başlar?. Bir cinayet oluyor hemen toplanıyorlar, uzman getiriyorlar, lise öğrencilerinin yaptığı sunumdan daha beter bir tanıtımla yüzlerini projeksiyon cihazının önünde tutarak kendilerine ait bölümün provasını yapıyorlar vs. Film bir şekilde konuya girmeliydi tamam ama ilk cinayet için konsey toplamaya, hemen olmayan seri katilin senaryosunu öne sürmeye ne gerek vardı.

Şimdi bütün bunlar söylenmeyebilirdi, bu hatalar hiç konuşulmayabilirdi ama ortada birşey var ki o da Mustafa Altıoklar’ın bu filmde fena halde taklitçilik yapmaya çalışması. Aslında bu konu için taklitçilik bir suç değil, tabii ki bu işi iyi yapanı bulup taklit ederek işi öğrenebilirsiniz ama bunu yapabilseniz iyi olur yoksa… eğer tamamen kendine ya da bize ait bir polisiye film yapsaydı yönetmenimiz bütün hatalrına rağmen kabulümüzdür ama madem taklit ediyorsun iyi yap kardeşim.

Bir de filmin sonunda bizi dumura uğratmaya çalışırken bir noktayı kaçırmışlar sanırım. Hadi biz kamera zoruyla dumur olduk ama o katil arkadaşın derdi neydi de bu cinayetleri işliyordu bunu ifade etmemişler. Türk halkının genel yaklaşımına güvenip “manyak işte kardeşim…” dememizi bekliyorlarsa büyük yanılgı içindeler.

“Bunlara rağmen film güzel olmuş” demek suçumu ne kadar hafifletir bilmiyorum ama ben bir kez daha Mustafa Altıoklar’ıcesaretinden ötürü kutluyorum. Öhümm tabi bir de bu güzel film için… Ortada bir gerçek var bir gün çok başarılı (yok gerçekten başarılı olanlardan bahsediyorum) Türk filmleri yapılabilecek ama bunu Mustafa Altıoklar yapamayacak. Yalnzı yönetmenimize sinemacılığımıza kattıklarından dolayı büyük teşekkür borçluyuz.

Not: Eğer izleediyseniz bu filmi izleyin derim…

Reklamlar

Entry filed under: Genel. Tags: .

Sen neymişsin css Biz Türkler

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Trackback this post  |  Subscribe to the comments via RSS Feed


Takvim

Nisan 2006
P S Ç P C C P
« Mar   May »
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930

İstatistik

  • 42,411 sayfa görüntüleme

%d blogcu bunu beğendi: