Etiketlenen YazılarYazılım
WordPress zengin metin editörü probleminin çözümü
WordPresste neler oluyor yazımda wordpress zengin metin editörünün kayboluşunu ve diğer gıcıklıkları dile getirmiştim ama o zamandan beri problemlere çözüm bulamamıştım.
Meğer problemin temelinde yatan sebep bize uzak bir mevzu değilmiş, bildiğiniz font muhabbeti, ırk,din dil ve milliyet çatışması
Yani gidip tercihler bölümünden seçili dili Türkçeden İngilizceye çektiğinizde editörünüz tekrar açılıyor. Bundan sonra tekrar Türkçe yapınca da bozulmuyor ve keyfinize bakıyorsunuz.
Aslında yazılımsal sorunlarda bu dil meselesini bi defa olsun karıştırmakta fayda var bence. Kaç yıl oldu hala fontlardaki dil karmaşasını halledemediler, standardizasyonun bu kadar ağır çalıştığı başka bir konu var mıdır bilmem.
Her neyse yine yeni yeniden wordpress in tiny mce editörü ile mutluluklar…
1 comment Eylül 28, 2007
Yasaktan sonra wordpress.com’a bir de hack müdahalesi?
Az önce wordpress’in anasayfasını açtığımda şöyle tuhaf bir durumla karşılaştım:
Seçili dil ingilizce görünmesine rağmen sanki rusça seçili gibi görüntüleniyordu sayfa. Önce bunu pek önemsemedim ama daha sonra girdi eklemek için sisteme girdiğimde bir kötü şaka ile daha karşılaştım. Girdi ekleme bölümündeki editör tamamen kapalı idi. Büyük ihtimal yükseklik değeri sıfıra çekilmişti ve tekrar büyütülmüyordu. Yalnızca bir başlık alanı ve butonlar…
Ee haliyle girdi ekleyemedim. Şuan şaka gibi de olsa bir tür crack durumu söz konusu diye düşünüyorum. Bakalım, hayırlısı. WordPress daha bu gidişle çok saldırıya maruz kalır gibime geliyor.
Ha ruslara zaten gıcığım o ayrı ama şimdi iyiden iyiye kötü kokular yayıyorlar üstümüze doğru. Peki ben bunu nasıl yazıyorum; tabi ki güzelim wordpress ile birlikte php, mysql, xml, xml-rpc, ve firefox gibi nimetlerin birleşimi sayesinde scribefire eklentisi ile. Olur a bir gün sizin de canınızı sıkan bir rus, bir ingiliz bir de laz olabilir…
Powered by ScribeFire.
1 comment Eylül 3, 2007
AVG Free Edition Update saçmalığı
Artık dayanamayacağım, bir şekilde paylaşmam gerek. Bazı maddi sorunları aşamadığımız için bilgisayarımızda antivirüs programı olarak AVG Free Edition kullanıyoruz. Eee atalar boşa dememiş “Free etin yahnisi olmaz” diye.
Bu tuhaf programı kim yaptıysa gıcık yapmış. Önce bu periyodik taratma meselesi canımı sıktı. Her sabah bilgisayarı açar açmaz komple bir tarama yapıyor ki 2 saat makineden yarı performans alabiliyorum ancak. Bunu değiştirmek istedim ama bu periyodu değiştirmenin yolunu bulamadım. Hadi bu neyse de, daha saçma olan şu ki; program komple taramayı neredeyse bitirecekken bu sefer de update yapıyor. Bu update ile varsa yeni virüs tanımlarını indiriyor ama 2 saattir yapılan taramalar eski veritabanı üzerinden gerçekleşiyor. Oysa ilkin update yapsa sonra da taze tanımlarla virüsleri yakalamaya çalışsa daha etkili olur.
Bir zamanlar bir arkadaşımla dalga geçmiştim AVG kullanıyor diye. Kendi bilgisayarı yıllarca virüs uyarısı bile vermemiş ama onun flash diskini benim makineye taktığımızda Kaspersky antivirüs tam 256 tane virüs tespit etmişti. Tarama epey uzun sürünce “Bu disk 1 GB mı yoksa 2 GB mı?” diye sormuştum. O da bana melul mahzun bakıp, “Abi olur mu, altı üstü 256 mb” demişti. Meğer mb başına bir virüs taşıma kapasitesi varmış o da ağzına kadar dolu taşıyormuş diski diye düşünmüştüm.
Şimdi mecburiyetten bu acayip programı kullanıyorum. Şöyle bir tanıtım güzel olurdu sanırım:
“AVG antivirüs, virüslerle aranızı bulur. 10 yılda 10 virüs uyarısı bile vermeyen ve böylece sahibini hiiiç rahatsız etmeyen evcil antivirüs programı. Hem de Free”
Add comment Ağustos 24, 2007
Arama motorları, google, hakia ve balık avı
Google ve benzeri popüler arama motorları bir içeriği bulmak için ilgili kelimelerin sayfa içinde ne kadar geçtiğine bakar, ilgili kelimelerin sayısı ne kadar yüksekse o sayfa arama sonucunda daha üstlerde gözükür. Bununla berbaer bir siteye verilen link (bağlantı) sayısı da o sitenin arama motorlarında daha yukarılarda çıkmasını sağlar. Pagerank denilen mevzuyu arama motorlarına kazandıran google, bu bağlantıların birbirlerine olan referanslarının çok önemli olduğunu düşünmüşse de daha sonraları birçok art niyetli girişime kapı açmıştır.
Kendilerini zeki zanneden arama motorları daha sonraları bu motorları kandırmaya çalışanlardan kurtulmak için çalışamalarının yönünü değiştirmek zorunda kalmıştır. Önceleri ilgili kelimeleri bulup getirmek için didinen motorlar şimdilerde zaten indexledikleri içeriği spam içerikten arındırmaya çalışmaktadır.
Peki spam içerik ne demektir? An itibariyle “ipod türkiye” isimli bir sayfanın içindeki bir sayfayı göstererek ne demek istediğimizi bir çırpıda anlatalım isterseniz.
Bağlantı vererk kendimizi de spam hale getirmemek için sayfadan aldığım görüntüyü koyuyorum. Bir google araması sonucunda karşınıza size herşeyi barındırdığını söyleyen bir linkle karşılaşıyorsunuz ve tıklıyorsunuz. Karşınıza gelen sayfa şöyle birşey. Oysa siz acil telefon numaraları hakkında bilgi istemiştiniz, neden böyle boş bir sayfa çıksın ki? Herşeyden önce yanlışı yapan google gibi görünüyor çünkü bu sayfada aradığınızla ilgili hiçbir şey yok.
Yalnız yandaki kaydırma çubuğunu dikkatli bir şekilde aşağı doğru çektiğinizde internet explorer size burada çalıştırılmak üzere olan bir script olduğunu söylüyor. 
Ve tabii ki aşağıda silik de olsa bazı yazılar görüyorsunuz. Bu yazıların daha açık bir haline “Tümünü Seç” deyip ulaşabilirsiniz.
Gördüğünüz gibi burda yok yok. İnsanların en çok aradıkları kelimeleri sayfaya koyarak arama motorlarına sanki içerik yüklülermiş gibi görünüp en yukarılarda çıkıyorlar. İşte sizin aradığınız kelime, mankenlerin isimleri, yetişkin içerikleri, melodiler ve skandal isimlerinin arasında duruyor.
Dikkatinizi çekecek birbaşka nokta da sayfanın adresi. Adres her tür çekici(!) isimle donatılmış vaziyette ve gayetuzun.
Bunun sebebi arama motorlarının sayfaların adreslerinde ilgili kelimeleri bulması durumunda o sayfayı daha üstte göstermesi. Yani aynı yığın içerik isimlendirmesi adres satırında da kullanılmış. Bazen bir arama yaptığınızda aradığınız şey çokgenel ve bilinen birşeyle ilgili olmamasına rağmen bazı sayfaların bu kelimeyi subdomain (subdomain.google.com gibi) olarak gösterdiğine şahit olabilir ve “oleyy işte aradığımı buldum, özel sayfa yapmış adamlar” diyerek yanılgıya düşebilirsiniz. Bunun sebebi işte bu adreste arama özelliğindendir.
Peki işiniz gücünüz varken, size lazımken, vatandaşa çok lazım olmasına rağmen kendini zeki sanan arama motorlarını avanak yerine koyan bu spam zımbırtılarının sebebi nedir. Kim çocul çocuğun ekmeğiyle oynayıp da sizin vaktinizi çalıp da mutlu olabilir? Tabii ki bu sorunun sade bir cevabı yok. Öncelikle gerizekalı chat sitelerine yönlendirme yapan bu boş içerik (spam) yüklü sayfanın sahibi insanları kendi sayfasına çekip para kazanmanın peşinde. Bu şekilde ne kadar kazanıyor bilemiyorum ama çok beddua ve küfür aldığı kesin. Zira internette aradığınız şey tek bir sayfada bulunuyor olsa da artık google’ın büyük indexlemesinden süzülüp karşınıza çıkma olasılığı çok yüksek ve bu tür siteler o tek sayfanın çıkmaması için ellerinden geleni yapıyorlar ve tabii ki siz “26.214 results” deyince arama ekranının 2. sayfasına bile geçmek istemiyorsunuz.(bu sayı sallanmıştır ve genelde bunun 100 katı fazla sonuç bulunur)
“N’olcak peki?” sorusunun umut verici bir cevabı var tabi. Her zaman arama motorları öyle “ota samana” atlayıp da “işte senin aradığın” diyerek sazan olma özelliğini devam ettirmeyecekler, ettiremezler. Çünkü dev google’ın bile yapmadığını bir başka cüce yapmaya kalkar ve bunda da başarılı olursa kimse google kullanmaz, kullanmak zorunda da değil.
Google tarzı arama yavaş yavaş ölüyor. Bunun yerine semantik arama mantığını kullanan hakia tarzı arama kabul görüyor.Aslında hakia’nın da biryerlere geldiğini söylemek haksızlık olur şimdiden. Aramalar google nazaran çok daha uzun sürüyor ve mantıksal (semantik) arama mantığı çok işlevsel değil ama yine de arama motoruna soru sorduğunuzda size cevaplar verebiliyor. Semantik aramada önemli olan ilgilendiğiniz şeyle ilgili kelimelerin sayfalarda geçmesi değil, doğrudan size ne lazımsa onun cevabı veya açıklamasının olması. Örneğin siz bir sanatçı hakkında birşeyler öğrenmek istiyorsunuz. Google’a sorduğunuzda o sanatçı ile iligli çok malzeme içeren sayfayı sizin karşınıza getirir. Hakia ise indexleme işlemi sırasında küçük bir web sayfasının o sanatçıyla ilgili çok geniş bir açıklama yaptığını herşeyi anlattığını ama yazı içerisinden belki en çok 4-5 defa sanatçının adının geçtiğini farkedip o google tarafından görmezden gelen web sayfasını “senin aradığının karşılığı budur” diyerek en üstte gösterebiliyor. En azından amaçlanan bu
Bu yazıda amacım arama motorlarını herşeyiyle anlatmak değildi, iyice çığırından çıktığı için bu girdiyi bitirmek zorundayım. En azından bu mesele hakkında küçük birreferans oluşturmak istedim, hala btün bunlardan haberiniz olmamıştıysa biraz fikir vermiştir umarım.
1 comment Ağustos 21, 2007
?????????Yeni bir iş??????????
Dün itibariyle yeni işime başladım. Başlıktaki soru işaretlerini de önünüze sererk kafamın karışık olduğudan başka birşey diyemeyeceğim.
Zaten garip bir şekilde kendimi burada (İstanbul Anadolu Yakası güzide bir yer) bulmuş olmanın detaylarını yakalamaya çalışıyor ve başarısız oluyordum ki burada kendimi hiçbir şey yaparken buldum. “Bakalım öğreneceğiz” çok içaçıcı bir yaklaşım değil bana göre. Hemen görmek istiyorum, hemencecik öğrenmek.
“Görürsün, görürsün” diyenler var ama benim kastetiğim hemencecik birşeyler üretebilecek duruma gelmek. Memur gibi sürekli yarı çalışma durumuna gelmemeyi istemek gibi bir lüksüm var mı bilmiyorum ama eninde sonunda güzel şeyler olacağı ümidini de şimdilik kaybetmedim çok şükür. Bu mereti kaybedince bulmak zor benim için.
Hayırlı olsun diyorum, çoook hayırlı.
inşallah
Add comment Temmuz 19, 2007
Tunç Dindaş, Turbo ile röportaj
Şimdi ben 22 adamım, param pulum da olmadı bu yaşa kadar. Emektar makinemi 4 yıl önce çok zor şartlar altında aldım ve yakında inşallah bu makine ile ekmek yemeye başlayacağım.
Peki ne işin var senin bu güzel röportajla derseniz… Valla ne bileyim, acayip uzun olmasına rağmen ben sonuna kadar keyifle okudum. O zamanlarda yaşamış olmayı çok istedim bütün sohbet boyunca, ama Tunç abi gibi olmak. Yıllarını ve paralarını Amiga ve benzeri sevdalara nasıl adamışlar ve bunun yanında nasıl da keyif almışlar yaptıkları işlerden. İmrendim doğrusu.
Herkesin okumasını tavsiye ediyorum. Buyrun:
6 comments Haziran 13, 2007
Netbeans hiç net değil…
Aşağıda bağlantısı verilen sayfadaki durum benim aynını yazmama engel olmaya kalktı ama yine de tecrübedir ve ayrı bir tecrübedir diye yazayım dedim.
Bir süreliğine Java ile ilgilenmek istedim, açtım, baktım, okudum, yazdım vs ama bi türlü ısınamadım. 256 MB Ram ile sürüen makinemin işgüzarlığı olsa gerek Java’yı terkeylemek durumunda kalınca hiçbir eksiklik de hissetmedim doğrusu. C#’a geçtim ve çok da sevdim doğrusu. Ne zamana kadar. Ayrı bir başlıkta da belirttiğim gibi güzeller güzeli SonyEricsson K750i alıncaya kadar.
Bu harika elt baya güzel uygulamaları çalıştırabilip, baya güzel olan diğerlerini çalıştıramayınca ben de kendi uyulamalarımı yazayım dedim. Bu konuda eclipse yetersiz kalıyormuş diye duydum -ki eski tecrübelerim de bunu doğrular nitelikteydi. Ben de tavsiyeler üzerine baya büyük bir kurulum dosyasına sahip (256kb pör sekınd hızla çok oluyo) netbeansı indirdim. Java sdk hatası vermesi ayrı bela onun dışında uzuuuunca bir hata ile karşılaştım. Aramalarım sonucunda bir forum sitesinde aşağıdaki bağlantıda arkadaşın bahsettiği şekilde dil ayarlarını ABD’ye dönderince bütün dünya netbeans’ın oldu (sandım). Şimdi SDK’nın olması gerekn versiyonunu indirmeye çalışıyorum.
Hadi hayırlısı olucak olucak da…
Add comment Haziran 11, 2007
.NET ve MOBİL TEKNOLOJİLER SEMİNERİ
![]() |
.NET ve MOBİL TEKNOLOJİLER SEMİNERİ CETURK, Mayıs Kayıt olmak için : |
Add comment Haziran 10, 2007
Yazılım hatalarının maliyeti üzerine…
Herhalde bu ülkes sıırları içinde bilgisayar kullananların yüzde altmıından fazlası kaçak yazılım kullanıyordur. Bunların da en azından yüzde yetmişinden fazlası yazılıma para vermenin enayilik olduğunu düşünüyordur ne yazık ki.
Yazılımın öyle boş bir şey olduğunu düşünenlere durumu nasıl anlatmalı bilemiyorum ama yazılımın aslında nelere vakıf olduğu, ne kadar gerekli olduğu, yokluğu veya hatalı olma durumunda nelere malolabileceğine dair malsefe acı bir örnek: Ariane 5;
Burada detaylı olarak anlatılmış mesele, ben sadece bağlantı koymakla yetineceğim.
Burada da başka bir yazılım hatasının nelere malolacağına dair vahim bir örnek yer alıyor.
Belki konuya uzak arkadaşlar bu hatalardan dolayı yazılım geliştiricilerinde suç bulabilir ya da bu meselenin tamamen boş vermişlik yüzünden olduğunu, azıcık bir gayretle herşeyin çözülebileceğini düşünebilir. Oysa yazılım geliştirme süreci çok sancılı geçen, zorluklarla dolu, inanılmaz titizlik gerektiren bir iştir.
Bunu sırf söylemek için söylediğim doğru yoksa kimse ben meseleyi en iyi şeilde anlatmış olsam bile “Yahu ayıp ediyoruz aslında, gidip şu yazılımların lisansını alalım” diyeceğini hiç sanmıyorum. Ama bir gerçeği kabul ettikten sonra ona aykırı davranmak sırf eşşeklik değildir bence. Ynai bari anlayın diyorum, başka bir şey değil.
Add comment Mart 31, 2007





