Yükleniyor…
Bundan 10 sene evvel bir web sayfası eğer “Web sayfası nasıl yapılır?” sorusunun cevabını vermeye niyetlenmişse orada her türlü, resim, komik yazılar, html kodları, bedava sms, hareketli(animated) gif resimler, visual basic, pascal ders notları vs bulunurdu. Profesyonellik ve kalite namına hiçbir şey barındırmayan bu siteler zamanla birer birer döküldüler. Halen daha oldukça yüksek hit alan Kimim.com gibiler siteler de yok değil ama bir yerde son bulacaklar eğer köklü muhteve veya sunum değişikliklerine gitmezlerse.Bunlardan benim de olsun diye ne kadar uğraştığımı hatırlıyorum da hüzünleniyor insan… (sonuçta başarılı olamamıştım
)
Şimdilerde her şeyin ne kadar da ciddiye alındığını, buna mukabil ne kadar temiz ve kaliteli işlerin çıktığını, ne kadar çok piyasa - pazar oluştuğunu görünce şaşıyorum.
Birileri hiç üşenmemiş yükleniyor (Loading) resmi üretmek için web sayfası açmış. Hani şu son sıralarda web sayfalarından tutun da masaüstü programlarna kadar her yerde bir butona bastığımızda bize “Bekle! makina soğuk” manasında “Yükleniyor…” veya “Loading…” yazısını gösteren resimler var ya, işte onlardan. Hatta rengini şeklini seçip kendinize özel bir Yükleniyor yapabiliyorsunuz. Ben yeşil arkaplan için şöyle bişey düşündüm, nasıl olmuş?
Add comment Mayıs 6, 2008
Balıkların şarkıları
Balık sesi deyince birçoğumuzun aklına sanıyorum yunus balıklarının şu meşhur sesi geliyordur. Bunun sebebi de trt’de eskiden yayınlanan flipper isimli dizi olsa gerek.
Ancak yunus balıklarının şu şirin sesi denizlerin konserinde herhangi bir enstrümandan fazlası değilmiş. Burada bazı balıkların çıkardıkları sesleri dinleyebilirsiniz. Her bir balığın sesini dikkatle tek tek dinleyince kuş sesleri kadar güzel geliyor. Bir de bunun denizlerin, okyanusların dibinden dinlediğinizi hayal edin, müthiş…
Add comment Mayıs 6, 2008
İslam Ahlakı ve Türbanlı Tiki
aha önce de bir vesileyle link verip övdüğümüz bobiler.örg sitesinde şöyle bir şey dikkatimi çekti. Dikkat çekmek çok hafif kalır aslında içim acıdı veya kanadı desem daha doğru olur.
Yukarıdaki resim sadece bir fotoğraf, ne sitedeki diğer birçok girdide olduğu gibi fotoşop ürünü ne kurgu ne müsamere ne de başka bişey. Başörtüsüne türban demekten nefret ediyorum ama herhalde birileri türban diye diye türbanı bu ülkeye soktu. Kafalarındaki türban 100 metreden ben burdayım diye bağıran açık sarı-turuncu-yeşil-kırmızı renklerde, etekleri ince ve rengarenk havada uçuşuyor giydikleri badi denen seksi şeylerle güya kapatıyorlar herşeyiyle ortaya serdikleri vücutlarını. Tiki diye bi tabir var belki de türbanlı tiki böyle bişeydir.
Bir zamanların başörtülü kadınları dinlerinin gereği olarak ve kuranın emri üzere ziynetlerini korumak amacındaydılar. Oysa şimdiki türbanlı tikiler başörtüsü takıp da o örtünün namusu otomatikman koruduğunu düşünüyorlar. Namusu korumak için örtünmek yerine, örtünüm namusu garanti altına almak için kullanılması yanlışının işbu tikiler de farkındadır ama islam dinine karşı hassasiyetleri ortada.
Uzun süre düşündüm bu resmi yayınlayıp yayınlamamayı, belki bir görüp düşünen çıkar diye şeyettim ama ümitsizim evet.
4 comments Nisan 23, 2008
Yüksek hit için anahtar kelimeler
Bu günlüğü ne kendimi tanıtmak için, ne reklamdan para kazanmak için, ne birilerine nisbet olsun diye, ne de bazı kazanımları elde etme amacıyla yazıyorum. Amaç sadece yazarak rahatlamak. Yazarak rahatlamak mevzusunu daha iyi anlamak için şuna bi bakmanızı tavsiye edebilirim, şu an konumuz bu değil.
Ama yazmaya başladığım ilk günlerden beri bunları okuyorlar mı acaba sorusunu kafamdan kovamaya çalışıyorum. Aslında beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor ama insanın şöhret ve takdir edilme damarı durmuyor ki. Güzel güzel yazıp rahatlamak varken birilerinin beğenisini kazanma amacına kaymak gibi can sıkıcı bir tehlike var her daim. Neyse benim yazılarımın çalakalem (çalaklavye) formatından bu tür kaygılardan uzak durduğumu anlayabilirsiniz.
Yine de istatistiklere bakıyorum da insanları bu günlüğe getiren google aramalarında kullanılan anahtar keliemler gerçekten enteresan. Bir süre için tutulan istatistiklerden çıkan sonuç şöyle:
| Ara | Gösterim |
|---|---|
| zekai şen | 28 |
| bulanık mantık | 10 |
| toshiba ts605 | 8 |
| mahkeme kararı ile engellenmiştir | 8 |
| sanat zanaat | 7 |
| blog sayfaları | 7 |
| saidi nursi | 6 |
| tunç dindaş | 6 |
| bu siteye erişim mahkeme kararı ile enge | 5 |
| ts605 | 5 |
| wordpress editor | 4 |
| tunc dindas | 4 |
| müslüman bilginler | 4 |
| telefoncu | 4 |
| bu site mahkeme kararı | 4 |
| zekai Şen | 4 |
| google küçük | 4 |
| wordpress zengin metin editörü | 3 |
| google emrah versiyonu | 3 |
| mahkeme kararı yasak siteler hangileri | 3 |
| wordpress metin editörü | 3 |
| yaşam ile ilgili kelimeler | 3 |
| google eralt | 3 |
| askerlik yapmak | 3 |
| dunya bedava sms | 3 |
| adnan hoca | 3 |
| mahkeme kararı ile engellenmiş siteler h | 3 |
| “zekai Şen” | 3 |
| mustafa altioklar solcu | 3 |
| kücük emrah | 3 |
| bu siteye erişim 1. | 3 |
| googele ilk sayfada çıksın | 2 |
| bir kanepe alana bir kanepe bedava | 2 |
| fenahalde | 2 |
| k750İ İÇİn | 2 |
| zil sesleri k750i | 2 |
| hain saidi nursi | 2 |
| k750i için | 2 |
| metin editörü | 2 |
| dünya yalan dolanla dolu | 2 |
| siteye erişim mahkeme kararı ile engelle | 2 |
| said-i nursi | 2 |
| k 750i mp3 programı | 2 |
| monitördeki yazılarım silik | 2 |
| nurculuk | 2 |
| değiştirilebilen zaman gazetesi | 2 |
| toshiba ts605 yorum | 2 |
| bir sinema filminin hikaye biçiminde yaz | 2 |
| emrah google | 2 |
| k750i zil sesleri | 2 |
Bir zamanlar Zekai Şen hocanın okulumuzu ziyareti sonrasında hakkında yarım kalan bir yazı yazmıştım. Meğer günlüğün ilgi odağı bu konu imiş, bilseydim o yazıyı bu halde bırakmazdım ama şimdi üzerinden çok zaman geçtiği için o semineri anlatmam pek doğru olmaz.
Onun dışında Bediüzzaman Said-i Nursi hakkında yoğun bir araştırma var. Bu insanlar neyi ne için aradıklarını biliyorlarsa çok iyi, çünkü ben neden aradıklarını anlayamıyorum. Öğrenmek için çok doğru yöntemler varken neden blog sayfalarında heyecanlı cahil gençlerin savunucu, yerici, aşağılayıcı veya övücü sözlerinden medet umuyorlar ki.
Sonra bir iki internet malzemesi, bilgisayar sorunları ve melodi-zil sesi-mp3 zırvası… Burada insanların teveccüh gösteridkleri şeyleri anlamak ne kadar tuhaf ve değerli onu anlıyorsunuz. Google’ın arama istatistiklerini değerlendirdiğinizi bir düşünsenize… (Bu da ayrı bir konu olduğu için detaylandırmıyorum)
Bir de istatistiklerin asıl amacı olan ölçme-değerlendirme- düzeltme süreci var ki sanırım bunu ben pek önemsemeyeceğim. İnsanlar zil sesi istiyorlar diye gülüğü sevmediğim o saçmalıklarla doldurmam ama yine de olası para kaynaklarını bilmek iyi birşey.
“Sevgilime ne hediye almalıyım” diye bir arama sonucunun da birilerini buraya getirdiğini görmüştüm geçende. İnsanlar ciddi ciddi google’a sorular sorup cevaplar bekliyorlar malesef.
Bundan sonraki yazılarım muhakkak değişimler olacaktır zira kafama ne eserse onu yazıyorum. Ama zil sesi, adnan oktar, free, bedava, mp3, saidi nursi, sevgilime ne hediye alacağım anahtar kelimelerinin etrafında dolaşan yazılar görürseniz durumum kötüye gidiyor demektir, hadi hayırlısı…
1 comment Nisan 16, 2008
Savaşlar, terminator ve makinelerin yükselişi
Zaman gazetesinin bugünkü haberine göre, geçen yıl Irak’a getirililen Amerikan ordusuna ait savaşçı robotlar Ameriakan askerlerine saldırdığı için geri gönderiliyormuş. Bu robotların Irak’a ilk getirildiğinde içimde alayla karışık bir endişe vardı doğrusu. Pek de düzgün çalışacak bir şeye benzemediği ve şapşal bir görüntüsü olduğu için alaya aldım ama yine de silah silahtır ve bu seferki kalbi olmayan, düşünen bir silah diye düşünüp rahatsızlık duymuştum.

Her ne kadar mühendislik hataları olsa da bu makine memleketine dönecek, tamir edilip daha iyi bir savaş aletine dönüştürülüp geri gönderilecek. İnsan ister istemez böylesi şeyleri görünce bilim-kurgu filmlerinde gördüklerinden ciddi ürküntü duymaya başlıyor. Zira bir zamanlar bilim-kurgu filmlerinde bahsi geçen birçok ıvır zıvırı değil “olur mu ki” demek, değil “yadırgamak” artık vazgeçilmez şeyler olarak görüyoruz (Bkz : Cep Telefonu)
Bazıları vardır her durumda akıllı görünmek, asla acelecilikten pay almadığını ispat etmek isteyen. İşte onlar bana “dur bakalım nereye gidiyorsun, bir cep telefonu çıktı diye terminatörün robotları yarın oturma odamızda olacak değil ya” diyebilirler. Böyle söyleyenlere cep telefonun tarihi ile ilgili minik bir hatırlatma yapma gereği duyuyorum. Cep telefonu veya benzeri bir cihazdan ilk defa 70li yıllarda bir bilim kurgu zomanında bahsediliyor ve romana göre insanlık taa 3000 küsür yıllarında şuan bizim kullandığımız yetenekteki bir cihazla bazı ihtiyaçlarını gideriyorlar. O adamcağız o kitabı yazdıktan yaklaşık 10 yıl sonra 1982de cep telefonu icat edildi ama o kısa sürede bahsettiğimiz akl-ı selim insanlar tarafından çok baskı görmüştür herhalde.
Unutmadan bilim-kurgunun bilime yol göstermek gibi çok önemli bir görevi vardır. Mesela 60lı yıllarda sinema filmlerinde kullanılan CD o yıllarda henüz icat edilmemişti. Sinemada içinde yığınla veri taşıyan bir diski gören bilimadamının bunu yapması 20 yıl bile sürmedi.
İşte terminatör filminde göre kötü kalpli SkyNet şirketinin güya dünyaya demokrasi getirmek için kullandığı ilk savaşçı robotu T1.
Bu robotlar süphesiz ki Amerikanın kıçıkırık robotlarından daha gelişmiş olarak kurgulanmışlar ama son yüzyılda insanlık tarihi boyunca bulunanlardan daha fazla şeyin keşfedildiği hesaba katılırsa bu kadar akıllı ve vicdansız bir robotun üretilmesi çok uzakta olmasa gerek. Terminatör filmine göre dünyayı ele geçiren robotlar kendi zekalarını ve dünyadaki bütün elektronik cihazlara yüklü olan bilgileri kullanarak daha güçlü ve daha zeki robotlar üretiyordu. Örneğin yukarıdaki T1 serisi robotlar direnişin ilk kahramanları ve onlar kendilerinden daha gelişmişleri ürettiler. Zira bizim amerikalı valimiz de aslında bu T serisinin 100 üst modeli: T100 robotu.
Serinin son filmi olan makinelerin yüksslişinde gördüğümüz dişi robot da TX kodlu korkunç bir üst sürüm.
Bu dünya çok kötü kalpli insan gördü ama kalpsiz kötülükle karşılaşmamıştık henüz. Allah korusun yakında kalbi olmayan ama aklı olan robotlarla karşılaşmamız an meselesi. Düşmanın silahi ile silahlanmanın gerektiğini biz ne zaman anlayacağız acaba.
Add comment Nisan 14, 2008
Murphy ve Yhprum yasaları
Felaket habercisi gibi görünmek istemem ama bir işin felaketle sonuçlanması ihtimali varsa bu iş muhtemelen bu korkunç sonuca ulaşacaktır. Evet evet mutlaka böyle olacaktır.
Murphy amcamızın başına gelen kötü olaydan sonra umutsuzluğa kapılıp bütün işlerin sonuçları hakkında söylediği bu umutsuz cümleler bazılarımız için umutsuz vaka denen şahızlar tarafından söylenenlerden zannedilebilir, yalnız biraz daha detaylandırmakta fayda var.
Olay şöyle gelişiyor: Geçen yüzyılın ortalarında amerikada yapılan bir deneyde görevli üzerinde test yapılan kişiye bağlanan bütün cihazların yanlış bağlanması sonucunda büyük bir başarısızlığa sebep olur. Deneyde görevli mühendislerden Edward Murphy bu kötü durumu görüp işte böyle bir teori geliştirir.
“Eğer bir işi halletmek için birden fazla olasılık varsa ve bu olasılıklardan biri istenmeyen sonuçlar veya felaket doğuracaksa; kesinlikle bu olasılık gerçekleşecektir.”
Bu yaşama sevincini kaybetmiş bir insanın sayıklamasından daha farklı bir olumsuz bakış açısıdır. Mühendislik çalışmalarında Murphy amcanın zavallı gözleriyle sisteme bakan kişi en kötü olasılığın mutlaka gerçekleşeceği ihtimalini değerlendirerek titiz bir çalışma yürütür ve daha iyi bir sonuç elde eder, etmeye çalışır.
Murphy kanununa göre şunlar gerçektir:
- Birşeyin ters gitme olasılığı varsa mutlaka ters gidecektir.
- Birşeyin ters gitme olasılıkları arasında kesinlikle gerçekleşecek olan en çok zarar verendir.
- Bir şeyin ters gitme olasılığını düzeltmek için birşeyler değiştirdiğinizde bu sefer başka olumsuzluklar oluşur.
- Bir şeyin olma olasılığı sizin onu istemenizle ters orantılıdır. Yani en çok istediğinizin olması çok zor, asla istemediğiniz birşeyin olma olasılığı çok yüksektir.
- Birşeyler bir süre iyi gidebilir ama eninde sonunda olumsuzluklar zinciri başlayacak ve en kötü sonuca doğru gidecektir.
- Eğer bir iş kötü bir şekilde sonuçlanmamışsa demek ki olası sonuçları arasında kötü olanı yokmuş.
Bir de bu teorinin tersi Yhprum kanunu var ki o da Murphy kanununun tersten yazılışı ile isimlendirilmiş ve kavram olarak tamamen zıttı. Bir şeyin çalışma ihtimali varsa mutlaka çalışır, bir işin oluru varsa mutlaka olur.
Herhalde bu teoriler iş yönetiminde falan kullanılmıyordur ama kendi yaşamınıza ilişkin Murphy teorisi örneklerini her gün defalarca yaşıyorsunuzdur. Burada ve burada birçok örnek mevcut hayatın ne kadar gıcık olduğuna dair Murphy hikayeleri.
Sanıyorum Yhprum teorisi insan psikolojisi için daha uygun.
Kaynaklar: http://tr.wikipedia.org/wiki/Murphy_Kanunlar%C4%B1, http://tr.wikipedia.org/wiki/Yhprum_Kanunu, bilimum ekşi sözlük klonları, eş dost ve akkrabalar
Add comment Nisan 8, 2008
Monna Rosa
Sevgili Sezai Karakoçun efsanelere konu olan o muhteşem şiirini Sacit Onan yorumuyla sunmak istiyorum.
Add comment Mart 20, 2008
Başlayamayan
Uzun süredir günlüğüme birşeyler yazmak isteyip de yazamayınca bu duruma alışmışım sanırım, çünkü artık günlüğe pek girdi eklemek gelmiyor içimden. Aslında sık sık yazma isteği ile yanıp tutuşmama rağmen bazı sebeplerden ötürü wordpress’e uğrayamıyorum. Çoğunlukla internet erişiminin olmaması gibi sıkıcı sebepler çıkıyor karşıma.
Ne zamandır yazmak istediğim offline günlüğü de bir türlü bitiremedim. Bir dosya dedik, bir xml dedik, bir sql dedik ama bi türlü kararını veremedik şu kayıt yönteminin. Arayüzü onlarca kez yapıp çöpe attım. Geliştiriciden çok karalayıcı gibi hissediyorum kendimi. Bakalım bakalım, olacak ama ne zaman. Bi de aklımdaki diğer küçük uygulamacıkları da yapıp yayınlamak istiyorum ama web alanı almak, sürümlerle uğraşmak, geribeslemeleri takip etmek ya da bilmediğim başka şeyler konusunda endişeliyim.
Sourceforge diyorum ama…
Add comment Aralık 26, 2007
Sonunda kavuşabildim
Uzun süredir wordpress’uygulanan yasak yüzünden günlük sayfama değil girdi eklemek okumak için bile açamıyordum. Neyse ki bir sitede wordpress ve diğer yasaklı sitelere giriş için yapılacaklar anlatılmış ve bu yol şimdilik açık bırakılmış
Şimdi belki buraya yazmanın bir anlamı yok ama kayıtlara geçmesi açsıından söylemiş olayım.
Efendim ağ bağlantılarımdan eğer kablosuz ağdan bağlanıyorsanız “Kablosuz ağ bağlantısı” kablo ile bağlanıyorsanız “Yerel ağ bağlantısı” simgesi üzerine gelip sağ tuşa tıkladığınızda çıkan “Özellikler” seçeneğine tıklıyorsunuz. Burada bu bağlantının kullandığı elemanların listenediği bir liste var. Buradan (muhtemelen) en altta bulunan “Internet Protocol (TCP/IP) seçeneğine tıklıyorsunuz.
Çıkan pencere ikiye ayrılmış durumda; üstte IP adresi ile ilgili altta da DNS Server ile ilgili ayarlar var. DNS sunucusunu elle girmek için oradaki iki seçenekten alttakini seçip DNS IP adresini girmek için konulan yazı alanlarının aktif olmasını sağlıyor ve oraya -aralarında noktalar olmak kaydı ile- 4.2.2.1 ve ikincisine de 4.2.2.2 giriyor ve tamam diyorsunuz.
Yani son tahlilde o bahsettiğim penecere şuna benzeyecek:
Bundan böyle wordpresse girebileceksiniz. Türk telekomun bu kapıyı neden kapatmadığını ya da kapatabilip kapatamayacağını bilemiyorum, teferruatını araştırma fırsatım olmadı.
Add comment Aralık 17, 2007
Cebit 2007 izlenimleri
İlk duyduğumda çok etkilendiğim cebit bilişim fuarına bu yıl gidip görmek, yakinen tanımak nasip oldu. Ne yalan söyleyeyim her yerde “bu yıl çok sönük, gittikçe popüleritesini ve önemini yitiriyor” söyemlerini gördükçe gördiklerimden daha da az etkilenebildim. Zira gidip gördük, gezip tozduk. Fuar dediler teknoloji dediler, bi numarasının olmadığını gördük. Pazar yerinin 10 tane devasa salondan oluşan teknoloji çer-çöpünün doldurulduğu bir yer işte.
İlkin Tüyap Fuar merkezinin o devasa yapısı çok hoşuma gitti, bunu söylemeden geçmeyeyim. İkincisi teknolojiyi sevseniz bile hata teknik-teknolojik bir hasta bile olsanız o kadar çok alet-edevatı birarada görünce pek de ilginizi çekemiyor cebinizde para olmayınca. Bi de zaten internetten takip ettiğiniz teknolojilerin en fazla aynılarını ya da daha düşük sürümlerini görmek size bişey katmıyor, keyif vermiyor. En çok gözümüze sokulan telefonumsu teknolojiler bile yeni birşey vermiyordu o güzelim fuarda. En fazla Avea standında (daha doğrusu salonunda) dans eden kızlar, arada hediye edilen avea telefonlar (sanırsam bunlarda sadece avea çalışıyor), kalem malem, şapka mapka ve poster moster ilgi çekebiliyordu. Turkcell standında 2MB lik gprs başlangıç paketlerinden hediye etmeleri çok hoşuma gitti ilkin. Bir kart alıyorsunuz, tıpkı kontör kartları gibi. Arkasındaki numarasyı sms olarak gönderiyorsunuz ve 2MB lik kotalı bir internet paketine sahip oluyorsunuz. İlk aldığımda ne olduğunu anlamadığım bu kartın ne olduğunu keşfedince standın etrafında bir tur daha atıp gidip bi kaç tane daha aldım ama ne fayda, bir defa kazıyınca ikincisine izin veriyorlar en fazla, o da 30 gün sonra. Ya dabaşka bişey, ne fark eder ki ille bi kısıt koyuyorlar işte. Zaten numarayı göndermek bi fayda vermedi, sonrasında bir bilgilendirme mesajı bekledim gelmedi, ben de hesabım aktifleşmiştir deyip internete girdim ama kontörüm gitti gene. Ulan türksel yapılır koskoca fuarda, ayıp be kardeşim.
En dipteki Digiturk salonu harbiden içerde yatıp yuvarlanılacak cinstendi ama benim vaktim olmadığı içn orda pek durmadım, zaten o güzelim salona vurulup televizyon gibi bişeye para verecek adam değilim ya neyse.
İlk 3 salonu işadamalarına ayırmışlar, benim torpilim vardı, gittim gördüm ama yine hüsran, yine ayrılık. Bilmiyorum belki de büyük işler böyle tatsız yerlerde yapılıyor ama ben bu fuara vurulmadım malesef. O ne biçim işadamı standı yahu, bir kaç yazı asmışlar oraya; “çakmaklara gaz doldurulur” kabilinden ve iş bekliyorlar, belki de sadece konuşacak birini arıyorlar
valla ben anlamadım, anlayana aşk olsun.
İstanbuldaki etkinliklerin tam bir listesini sunan bir web sayfasının tanımını yapan istanbul valiliği standı (ya da onun gibi bişey) azcık ilgi toplayınca ben de gittim, baktım. http://etkinlik.istanbul.gov.tr adresinin tanıtımı yapılıyordu ve benim hoşuma gitti. İçimden “Aa ne güzel burdan öğrenebiliyoruz” falan gibi şeyler geçirirken arkadan iki genç kardeşim geldi benim gibi
“Olm siteye bak lan”
Ben bu çağırma ünleminde tıpkı benim duyduğum gibi bir ilgi duyulduğunu sezdim ama bir süre bekledikten sonra gelen cevap ilginçti.
“Ne biçim tasarımı var lan bunun, nasıl bi site bu”
“Doğru, çok çirkin”
deyip çekip gittiler benim şaşkın bakışlarımın üstünden. Az çok tasarım olayından ben de anlıyorum ama hiç o taraftan bakmamıştım siteye. Günübirlik bi dünya işte, ben tasarımı eleştirmek için baksaydım onlardan daha acımasız bi yorum yapardım muhtemelen ama benim gözüm bu tarafını görmüyordu. Demek insanların beğenisini kazanmak için bazı şeyleri saklayabilmek, dikkatini çelmek gerekiyor. Benim aklımı çelebilmeleri gibi yani. O devasa etkinlikte de bunu yapamadıkları zaman boşa zaman harcadıklarını farketseler iyi olur.
Bir de kapitalizmin güzel görünümlü standları arasında devlet erkanına ait (herhalde nüfus müdürlüğü ya da valilik gibi bişeydi) bir standta orda görmeye alışkın olmadığımız bi şekilde şişman, bakımsız, pos bıyıklı ve saygısız davranışları olan bi görevli amca kimsenin yapmadığını yaptı ve bi sigara yaktı güzelim mekanda ki bu pamukkalenin beyazında bir hayvan dışkısından farksız görünüyordu orda. Yazık diyorum başka bişey demiyorum.
Ve girisi… Orta salonlarda küçüklü büyüklü birsürü standta stand görevlileri müşteri bekliyordu, kağıtlar dağıtıyordu, kızlar ilgi çekmeye çalışıyordu, türk telefom standında şapka dağıtılıyordu vs vs vs vs. Gitmeden önce “Gitme yahu bişey yok” diyen çok oldu ama dinlemedim, kendi gözlerimle görmem lazımdı, gördüm.
Add comment Ekim 15, 2007







