Archive for Eylül, 2009
Windows tabanlı telefonlarda internet nasıl paylaşılır?
Güzelim Xperia X1i telefonum için yeni aldığım internet paketini bilgisayarımdan kullanmak istedim. “Aman ne var ki bunda” dediğim kolay işlerden biriydi bu. Çünkü daha önce telefonumun GPRS Edge bağlantısını bilgisayarımda çok çok kolay bir şekilde kullanabilmiştim. Ancak bu sefer düşündüğüm kadar kolay olmadı.
Windows işletim sisteminin herkesçe kolay kullanıma sahip olduğu iddia edilir. Bunu bir de windows mobile için söyleyin bakalım. Bence hem Windows XP hem de Windows Mobile 6.1 gayet karışık bir konfigürasyon sistemine sahip. Neyse sakin kafayla problem etmediğim bu sorun “hemen aldığım şu 3g paketini kullanayım” heyecanı ile birleştiğinde tam bir felakete sebep oluyordu az kalsın.
3g paketini aldık, telefondan data connection’u açtık ve her seferinde Avea Tr Edge bağlantısı ile bağlantı yaptığını gördük. Hız testleri yaptık ki en fazla 200 küsür kb/s bir hızı görebiliyoruz. Zaten telefonda sürekli Edge ye bağlanmasını bir türlü anlamıyordum. 3g için ayrıca bir konfigürasyon yapılmadığını biliyordum ama Edge’ye bağlanıyorum deyip de 3g bağlantısını kullanmasını aklım almıyordu. O berbat hızı görünce ve 2 küsür saat her türlü modem, proxy, vpn vb bağlantı türleri ile uğraşıp da yapamayınca içimden kötü kötü sözler geçirmeye başladım. İşler gittikçe sarpa sarıyordu ve bütün bunların sorumlusu olarak Avea’yı görüyordum. Ha bir de Microsoft. Nasıl bu kadar berbat ve kullanışsız bir işletim sistemi yapabilirlerdi ki?
Sonra bütün ümitlerimin tükendiği o noktada bir ışık gözüme çarptı.Aşağıdaki resimde de gördüğünüz üzere programlar listesindeki basit bir programcık (İnternet Sharing) kafamda canlandı.

“Ahh ahmak kafa” interneti paylaştırmak istiyordum tabii ki. Bence binlerce bağlantı türleri vs oluşturup da bunu bilgisayara tanıtma yoluna gitmiştim. Az kalsın gridnetwrok kuracaktım ama hala 3g bağlantım sağlanmamıştı (tabii ki şaka)

Neyse efendim bu küçük programcık ile ister USB ister Bluetooth yoluyla telefondaki interneti bilgisayarım (veya başka bir cihaz) ile baylaşabildiğimi anlamış oldum.
Tabi hala halledemediğim bir sorun vardı. Neden hızım edge seviyelerinde idi. Bunun için bütün bağlantı ayarlarımın anasını ağlattım. Bazen bağlantı için Avea Data Wap bağlantısını kullanıyor ve birkaç kontörü uçuruyordu. Tam delirmek üzereyken bütün ayarların tekrar Avea sunucularından gelmesi için Bağlantılar (Connections) kısmından Bağlantı Kur (Connection Setup) programcığını çalıştırdım ve data connection (gprs,wap bağlantılarını) tekrardan istedim. Telefonumu yeniden başlattım. Ve ta taaam. Her daim E olmakta direnen bağlantı simgem H (herhalde HSDPA) oldu ve ben 3 megabitin üstünde bir 3g bağlantısı tecrübesi yaşamış oldum.


Bu arada Avea’ya salladığım sözler (çok değil ama) muhatabı tarafından hak edilmemişti. Ayrıca belirtmek isterim; kötü söz sahibinindir, yani benim. Bağlantım kopmadığı müddetçe bu sorumluluğu seve seve alırım.
Umarım siz benim gibi dalgınlık, kızgınlık ve acelecilik gibi dallamalıklar yapmaz sadece işin keyfini çıkarırsınız.
Add comment Eylül 29, 2009
İş nerede?
Yazıya başlangıç zamanı ekim 2008
Son sıralarda farkettiğim bir konu beni “üzüldüm, sonra üzüldüğüme üzüldüm“ durumuna düşürdü. Zira bir hatamı farketmiş, o hatayı farkedince kaçırdıklarımı fark etmiş, bu seferde ümitsizliğe kapılmış ve bu da olunca elden ayaktan düşmüş bir vaziyete gelmiştim. Her neyse şimdi kendimi toparlama sürecine girdim sanırm. En azından “hıı demek böylemiş (meselenin farkına varma durumu), o halde (atılım yapılıyor) bunu düzeltmeliyim. Şuradan başlayayım (işte oluyor)” adımlarını birer birer attım.
Efendim eskiden bilgisayar deyince akan sular dururdu benim için. Şimdi ise iş, iş ve ve iş geliyor aklıma. Bitmeyen işler, yapılacak işler, biten işler, beğenilen işler, kabul görmeyen işler, alınamayan işler ve istenmeden alınan işler ve diğer işler. Bilgisayar mı, iş işte…
Yok durumu anlatış şeklim benim böyle, ümitsizlik değil bu. Hala eskli güzellikler de var yeni ortaya çıkanlar da ama ilk heyecan kaybolalı epey vakit geçti ben onun yasını tutuyorum.
Bir zaman takip ettiğim haber siteleri, forumlar, günlükler vs hep bir sebepten ötürü kendilerine soğuduğum için bir daha asla uğramadığım mekanlar haline geldi(gelmiş.) Hal böyle olunca özellikle son dönemde internette dolaşayım dediğimde girebileceğim bir web sayfasının yokluğundan şikayet eder hale gelmiştim. Takip ettiğim günlüklerin yazarları birşeyler eklemeyince sinirlenir olmaya başlıyordum.
“Hey gidi günler. Eskiden şu siteye bakardım” deyiverdim fazlamesai.net i görünce geçende. Bir zamanlar ne de sıkı takip ederdim. Şimdilerde eski heyecanımı tekrar kazanmak için bi daha giriyorum ama o zamanki gibi olmuyor tabi.
Linuxçu camianın ne de hoş ortamları vardı. Şimdilerde linuxu “birilerinin ilgilendiği şeyler” olarak görüyorum. Microsoft’un sitesini bile benim için “belli bir kesim”in bişeyi olarak görürdüm ama şimdi sadece bir web sayfası benim için.
Burada sanıyorum sorunlardan biri bunca zaman geçmişken benim hala o kadar heyecan verici şeylere bir katkımın olmayışı. Bunu taa en başından beri istememe rağmen bir türlü üretim girişimlerimin sonunu göremedim. Bir aidiyet problemi yaşadığımı sanıyorum. Zira hem o kadar zaman bunlar benle alakalı diyeceksin, hem de “ee sende neler var” sorusuna bir cevap veremeyeceksin. Sonuçta internette sörf yapıp son habeleri almak, yeni ve ilginç programları kurup kullanmak, tuhaf bilgiler öğrenip başkalarına anlatmak eğer ömür olsa belki bin yıl yapıp da elinize hiçbirşey geçirmeyecek uğraşlar. Ama ne zaman ki son tanıtılan programlardan birinde adınız bu işi yapan listesinde olur o zaman gündem oluşturur, paylaştığınız şeyin bir üyesi olur, maçta ilk 11e girer, hiç olmazsa klübede yedek beklersiniz. Tribünler hep para verenler için olduğu müddetçe alacağınız keyif paranız oldukça devam edecektir. Buradaki “para” kelimesini gerçek hayata uyarlarsak, gerçek para, zaman, sağlık, sabır veya başka değerli şeyleri koyabiliriz. Şimdi bütün bunların tükenmesi karşılında aldığm şey o “anlık keyif”ten daha fazlası olmalı değil mi?
Bütün bu iç karmaşasını burada paylaşmamın sebebi ise bende daha önce hoş hisler uyandıran Paul Graham‘ın Nasıl Başlamalı? yazısının bence ikinci kez biraz daha farklı hisler devşirmesi.Yok öyle startup felan peşinde değilim ama bir ders çıkardığımı söyleyebilirim. Fikirler, teknikler-taktikler, insanlar, girişimler felan herşey iyi de iş nerede diye sordum kendime.
-İş nerede?
Yazıya devam tarihi eylül 2009
-İşte burada!
diyebileceğim bir zaman dileğiyle ayrılmak istedim ve yazıyı bu kısımda nadasa bıraktım. Üzerinden o kadar vakit geçti ve müjde: “Ben askere gidiyorum”
Müjde bunun neresinde diyeceksiniz? Kaçıyorum arkadaşım, kaçıyorum. Olmadı birinci raundda. İşte bu yüzden iş, iş ve iş bölümünü bir çiş molası ile bitirmek ve geri döndüğümde üzerinden bin yıl geçmiş gibi hissettiğim şeylerin üstüne yeni hayaller kurmak istiyorum. Ne yapsam şuanı değiştirmeye başlayamayacağım için kendimi ve zamanı değiştirip tekrar başlamanın bir yolunu seçmiş bulunuyorum. Her ne kadar bunu kaçmak diye isimlendirsem de bir tatil kaçışı olduğunu da ifade etmeliyim ki yanlış anlaşılmasın. Dönünce herşeyin daha güzel olacağını umuyorum.
Peki ne yapabilirim dönünce:
- Hep yapmak istediğim Google Labs tarzı mini uygulamalar. Dünyayı yeniden keşfetmeye gerek yok, bir takvim herkese lazım ama kolay kullanım ve ekstra minik bir özellik hayat kurtarır.
- Küçük işletmeler için küçük ihtiyaçları karşılayacak kaynak/stok/zaman vb şeylerin yönetimi için programlar.
- Hep yapmak istediğim windows mobile, iphone ve android için çok az iş yapan ama çok kullanışlı uygulamacıklar. Bunları yapmanın ileride yapabileceğim daha geniş çaplı uygulamaların adaptasyon aşamasında yol gösterici olacağını düşünüyorum.
- Şimdi hatırlayamadığım başka küçük ama heyecan verici şeyler.
Hadi hayırlısı deyip yine ara veriyorum.
1 comment Eylül 27, 2009