The Golden Man (Altın Adam), Improbable (Olasılıksız), Sıradaki (Next) lütfen…
Mayıs 26, 2008
Bilim-kurgu üretimi açısından çok başarılı geçen 1950-1980 yılları arasında ortaya konan hikayelerin bugün itibariyle sondaja mağruz kaldığını görüyoruz. Artık içi geçmiş, kurumuş, su değil nem bile bulunmayan kaynakları eme eme bir kaç damla bulma telaşına düşmüş Hollywood sinema sektörü zor günler yaşıyor anlaşılan.

Hafta sonunda izlediğim Next filmi bunu haykırarak ilan ediyormuş ne zamandır ama bana izlemek yeni nasip oldu. Önce sinemanın önüne bir iki kalın kitap koyayım da beyazperdeyi görüş açınız biraz daralsın -belki de açılır- istiyorum.
The Golden Man Philip K. Dick tarafından 1954 yılında yazılmış cici bir bilim-kurgu romanı. Malesef Türkiye pisayasında bulamadığım bu kitap yaşadığı anın birkaç dakika ilerisini görebilen Chris kardeşimizin enteresan hikayesini baya dolgun malzemeyle anlatmakta (imiş). Kitapta işin içinde insanlık, canavarlar, mutantlar vs de bulunuyorsa da bu kitaptan uyarlanarak çekilen Next filminde böyle bir derinlik görememekteyiz. Neyse bu burada kalsın.

Bir de Adam Fawer amcamızın 2006 yılında yazıdğı ve herkesin bir solukta okuyup bitirdiğini duyduğum Improbable (Olsalıksız) isimli eseri var. Bu kitabı okuyalı birkaç ay oldu ama bu zaman zarfında bütün o yazılanları unuttuğuma sevinmiştim doğrusu, taa ki sıradaki (Next) gelinceye kadar. Zira Next her ne kadar The Golden Man‘den etkilendiğini söylese de hikayedeki basitlik, bir iki kurgusal malzeme Olasılıksız’dakikinin aynı. Aynı kumarahane kaçkını adam, aynı geleceği görüş zırvası, aynı etkilenme ve değiştirme, aynı basitlik, aynı deha gibi görünen laf salatasının ortaya koyduğu hiç. Hele ki adamımızı sandalyeye oturtup da gözlerini açık tutmaya çalıştıkları o mekanın tarifi bile Olasılıksız’dakinin birebir aynı idi.

Sonra Chris’in aslında belki de istemeye istemeye gördüğü bir iki dakika sonrası sahnelerin tıpkı olasılıksızdaki gibi adamımız tarafından zorlandığında şöyle yapsam nasıl olur, böyle denesem ne çıkar gibisinden denenip nerdeyse sonsuz geleceğin bütün ihtimallerini görmesi mevzusu ise Next’e Olasılıksız‘dan kalan bir miras daha. Her ne kadar Next bu konuda kendi içinde tutarlı olamasa da yine de istatistik ve olasılık konularını Chris’in beyin hücrelerinin kıvrımlarına yerleştirmiş. Tabi işin içine sara hastalığını katmamış ki süper adamımızın karizması zedelenmemiş olsun. Zira Hollywood izleyicisi kusurlu süperadamları sevmiyor, sakat malzeme çok kar getirmiyor.
Lafı bu kadar döndürdükten sonra aslın anlatmak istediğimin bir önceki durakta kaldığını farkeder etmez hemen şu Olasılıksız kitabımıza dönelim. Ne zamandır eleştirisini yazmak istediğim bu kitabı diğer komşularyla anlatmak nasip olacakmış demek ki. Hani şu Show TV‘de 5 yıl önce (belki hala vardır bilemiyorum) her pazar oynatılan hareketli televiyon filmleri vardı ya, işte onun kadar macera, hareket, dinamizm, sarsıntı, gürültü, tehlike, güzel kadın, karizmatik ve yakışıklı esasoğlan, nükleer denemeler, bomba paniği, müslüman terörist kabilinden malzemeleri verebiliyor bize bu kitap; heyecanı burda. Mantık ve mantıklı olma yolunda okuyucuyu kandırmak için ciddi bir çabası yok zira siz zaten matematikten anlamıyorsunuz, acayip isimli kimyasalları bilmezsiniz, sara hastalığının çözülemeyen gizeminden haberiniz yok, ve tabii ki gelecek size göre değiştirilebilir, oynanabilir, görülüp gözlemlenebilir bişey, çünkü siz bilim-kurgu okuyucususunuz. Buradaki bütün çabaya saygı duyuyorum ama bir yazar nasıl olur da bir kaç bölümde anlattığı bir adamı son anda sadece okuyucuyu şaşırtmak, bir gizem havası katmak, ve güya gözden kaçırılanı şaşkınlıktan ağızları açık bırakmak amacıyla son bölümlerde “Bu adam var ya, hah işte o adam bu adam değil, o aslında şu adam” diyerek okuyucusunu geri zekalı yerine koyar ki. Eksik kaldığı noktaları bu tür hilelerde kapatmaya çalışmasaydı diyorum başka birşey demiyorum.
Gelelim Next‘e. Bu filmden büyük keyif aldığımı peşin peşin söyleyeyim. Ama izlediğim şey bir sinema filminden çok uzunyol otobüslerinde gece izleye elverişli bir eğlencelik, bir televizyon filmi gibi bişeydi. Nicolas Cage gibi bir ustanın oynadığı bir filmin bu kadar basit amaçlarla ortaya çıkmaması gerekiyordu bence. Daha derin bir içeriği, daha etkileyici görselliği (ki burda idare eder düzeydeydi), daha büyük bir iddiası olması gerekiyordu ve olabilirdi de. 96 dakikalık bir eğlence için kendini tüketen Nicocal Cage kendisine ve hayranı olan bana büyük yanlış yapıyor. Hem zaten yazının başından beri farketmişsinizdir ki film konusu ve kurgusu itibariyle büyük yanlışları miras alıp düşe kalka yoluna devam ediyor ve ben buna itiraz ediyorum.
Yine 50li yıllarda bir ustadan rica edilerek o an uydurulması istenen bir konu Azınlık Raporu filminde kullanılmıştı. Sırf konu başlığından güzel bir sinema filmi yapan Hollywood eski güzel günlerini özeleyeck gibi.
Entry Filed under: sanat. Etiketler: Adam Fawer, Azınlık Raporu, bilim-kurgu, hollywood, improbable, kitap, next, nicolas cage, olasılıksız, Philip K. Dick, sanat, show tv, sinema, The Golden Man.
11 Comments Add your own
Leave a Comment
Some HTML allowed:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <pre> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>
Trackback this post | Subscribe to the comments via RSS Feed
1.
derwahnnsin | Aralık 12, 2008 at 3:39 pm
hiç bir film gerçek değil çoğu romanda gerçek değil neden gerizekalı diyosun neyin mücadelesini veriosun yaşama amacın ne senin…
orda geleceği görebildiğinden bahsediyor geleceğin görülemeyeceğini herkes biliyor adı da soyadı da roman onun
2.
yesilvadi | Aralık 17, 2008 at 4:58 pm
Tabii ki filmlerin veya romanların gerçek olmasını beklemiyorum, çok sıkı da bir bilim-kurgu izleyicisiyimdir. Ancak bilim-kurguda mantık “olsa böyle olurdu” şeklindedir.
Orada benim eleştirdiğim basitlik ve özensizlik. Mantık oyunu yapalım derken iyice batırmışlar. Konuyu zenginleştirmek adına hiçbir şey yapılmamış, birkaç klişeden fazlası yok.
Kitabı okudunuz mu bilmiyyorum ama orada okuyucuyu sonradan şaşırtmak için tam anlamıyla saçma bir yöneteme başvurulmuş benim eleştirim bunaydı.
Umarım daha iyi bilim-kurgu eserleri izleriz yakında.
3.
GothicA | Aralık 29, 2008 at 7:45 pm
Olasılıksız’ı yeni bitirdim. Tek kelimeyle HARİKAYDI! (Tabii bana göre.) Ama ben güzzelliğinden bahsetmeyeceğim eğer biraz kuantum fiziği biliyorsanız her şey gayet mantıklıydı. Ki kuantum fiziğinde de pek mantık aranmaz ama neyse.(Kuantum fiziği bizim bildiklerimize göre mantıklı olmak zorunda değildir diyorum kuantum fiziği mantıksızdır değil.)Ama ben “o adam bu değildi aslında buydu vs. vs.” i göremedim. Yani mantık oyunu nerede yapılmış açıklayabilir misiniz? Merak ettim, benim hiç gözüme çarpmadı da.
4.
Probable | Ocak 1, 2009 at 11:22 pm
Kesinlikle katılıyorum. Bu son dönemlerdeki popüler quantum fiziği, fal, medyumluk meselesi son derece can sıkıcı. Kocaman bir çorba yaratıp her tür bilgiyi kendi işlerine gelecek şekilde bozuyorlar. Ondan sonra da insanlar başkalarından geri kalmamak uğruna bu malzemeleri tüketiyor. Aptallık üzülecek bir şey değil gördüğüm kadarı ile kullanılması gereken bir zaaf.
Okunsun efendim kitap, Secret’lar What The Bleep’lerde izlensin. Salak milletimiz salaklığa devam etsin.
5.
yesilvadi | Ocak 2, 2009 at 3:37 pm
@GothicA aslında spoiler vermemek için bunu yazamamıştım ama yine de söyleyeyim.
bu bizim esasoğlanın hocası vardı ya hani. o adam bütün kitapta gayet iyi biri gibi gösteriliyordu ancak sonlara doğru bütün o tuhaf deneyleri yapan, kızı altadan kişinin aslında o doktor olduğunu söylüyordu. yani bu bir film olsa hem bizim elemanın hocasını hem de o deneyleri yapanı görsek açık açık böyle bir şaşkınlık yaşamayız ama burda (kitapta) büyük bir sır gibi taa en sonlarda açıklıyor biz de (güya) çok şaşırıyoruz.
neyse ben buna çok takılmıştım siz yine de çok sevebilirsiniz takılmadığınız için saygı duyarım kendi hassasiyetlerimle ilgili deyip geçiyorum.
6.
ego | Şubat 12, 2009 at 4:15 am
Probable insan aklının kavrayamadığı düşünemediği tam anlamıyla aklının ermediği şeylere salak aptal gibi benzetmeler yaparmış sanal ortamdaki kobaylığın için teşekkürler bu varsayım senin uzerınden genelleme yapılırsa %100 doğrulanmıştır.
7.
yesilvadi | Şubat 13, 2009 at 8:30 pm
sevgili ego
sanal ortamdaki rahatlığımla ortalığı batırdığım doğrudur belki. salak veya benzeri bişey de olabilirim. insanlara yol göstermek gibi bir derdim olmadığı için yazdığım şeylerden ötürü sorumluluk da hissetmiyorum. buradan, bu alelade sayfacıktan birşeyler öğrenmeye aydınlanmaya çalışan birileri varsa allah yardımcısı olsun.
senin iddia ettiğin şu birşey anlamadığım için salak yaftası yapıştırma mevzusuna gelince de. anladığım kadarıyla kitabı okumuş ve çok etkilenmişsin. ve yine anladığım kadarıyla fantastik sıfatının aklında birçok şeyi kurtarabildiği bir yaştasın. ben de gençken böyleydim, bazı şeyleri kafama takmaz daha mutlu olurdum dersem kolaycı bir tutum sergilemiş olurum ama evet bunu yapacağım.
yüzlerce fantastik film izledim ve ondan daha fazla mantıklı makul senaryoları ile beni ikna etmeye çalışanları da. zamanla bazı şeyleri ciddi açıklar (bug) olarak görmeye başladım. örneğin bir zamanlar arkadaşlarımla bozuşmaya kadar tartışma ortamına çektiğim matrix filmleri ile ilgili konuşmalarımdan yıllar sonra (ki üzerinden koca 10 sene geçti) bu filmde bir gıdım oyunculuk olmadığını gördüm. ama yine de seviyorum o ayrı. bunu şuan çok ciddiye alıyorum ama.
şimdi yukarıdaki yorumda da söylemeye çalıştığım yine böyle bşiey. kitabı okurken bazı detayları gözden kaçırabilridim, hem de bilerek isteyerek. böylelikle çok daha fazla mutlu da olabilirdim ama öyle değilim şimdi.
olasılıksız isimli kitapta taa kitabın başından beri birileri üzerinde deney yapan bir adam var. bu adam kötü pis kaka bir karaketer biz bunu biliyoruz. kitabın ilerleyen bölümlerinde de bir iki bilimadamı çıkıyor ve biz diyoruz ki “muhtemelen o kötü deneyler yapan adam bunlardan biridir” işte güzel bir heyecan seli. sonra senaryo ilerliyor ve kilitlenmiş bir durumdayken yazar o kötü adamın kimliğini açığa vuruyor. kimmiş efendim: ta taaaam, esasoğlanın iyi kalpli hocası.
oysa biz bu hikayeyi daha net bir ortam (medya) vasıtası ile izlemiş olsaydık (çizgi roman, sinema filmi gibi) taa ilk kötü deneylerin yapıldığı zamanda o kötü adamın bizim iyi niyetli görünen hoca olduğunu ve aslında bizim esasoğlanla neden sıkı ilişki içinde olduğunu bilecektik. yani anlatımda hiç de öyle sırlı bir başlangıç ve sonrasında çözülen bir düğüm yok. sadece kitabı yazan bizim körlüğümüzden (hiçbir şeyi söylememesinden) faydalanıp en sonunda da “hah nasıl koydum ama” diyerek “kendisini zeki zanneden” bir görüntüyle ortaya çıkıyor.
bazen bildiğini söylememenin ama yeri gelince güzelce ortaya koymanın estetik bir tarafı vardır (bu konuda bakınız da vinci şifresi) ama burada yazarın bizim zaten bilmemiz gerekeni hiç de zekice olmayan bir şekilde saklayıp sonra da lütfeder gibi ortaya çıkarması hiç de yakışıklı değil malesef.
bu yazıdaki yorumlardan çok şey öğrendim ama. eleştirinin de bir biçimi olmalı. hakaret seviyesinde gezerken sadece zarar verdiğimi farkettim. hiç kimse yokkken güzeldi ama birileri hoop ne oluyor deyince anlamlı olduğu yaptığım her bir yanlış.
doğru şeyler yapma iddiasında değilim ama yanlış da yapmamaya gayret edeceğim.
yok o değil de başka bir ortamda başkaca filmleri nasıl da övdüğümü nasıl da saygılı sözler söylediğimi bir görseydiniz ağlardınız. böyle ortaya çıkmak da çok feci çok
8.
Lustral | Mart 19, 2009 at 2:42 pm
kitabı okudum, beğendim, şaşırmadım…
bence dikkatli biri ya da geleceği düşük olasılıkla tahmin edebilen biri doc’un tversky oldugunu anlayabilirdi, şaşırmazdı…
9.
hilal | Nisan 3, 2009 at 4:59 pm
doc un tversky olması beni hiç şaşırtmadı kitabın çok güzel çok sürükleyici kısımları vardı ama bnm hayal kırıklığı yaşadığım bir nokta var oda kitabı okumaya başlamadan önce okuduğum yormlar çok abartılıydı o kadar ki dünyanın en mükemmel kitabı filan sandm ama yine pişmn olmadm kimse pişmn olmaz herkesin okuması gerek bnce
10.
Aiberg | Nisan 22, 2009 at 11:34 am
derwahnnsin ve ego, sen anlamamışsın aptalsın diyeceğinize kitabın hangi yönleri çok beğendiğinizi söyleyin, biraz efor sarfedin, benim düşündüğüm doğrudur bunu açıklamama da gerek yok gibi bir tavra bürünürken, inandığınızı açıklayamamanız belki de saçma sapan şeyler düşündüğünüzü gösteriyordur!
11.
tunaliza | Mayıs 12, 2009 at 7:49 pm
meraba ben yazınızı açıkçası beğendim.kitabı ben bu aralar okumaya başladım.daha bitmedi ve iyi bir kitap yorumu yapacak kadar da geniş bir ufka ve yıllara sahip değilim.ancak yine de kitabı okurken zevk aldım.yani üzerine düşünülecek şeyler veriyor ama…kendimi üstün zekalı profların arasında kalmış bir karacahil gibi hissettiğim bölümler oldu…biraz daha anlaşılır bir dille yazılmalıydı.yani bilmemeyiz,belki yazarımız gerçekten bazı teoremlere sahipti ama bize ifade edemedi,yani zihnindeki karışıklığı okura yansıttı.ama ilk bakışta insanı çok heyecanlandırsa da sonra insan kendini bir çorbanın içinde buluyor ve biraz daha ayrıntılı inceleyenler ‘bizi adam yerine koymuyor musunuz?’ ya da ‘ben cahilim,bilmem böyle şeyleri…’diye bir düşünce içerisine giriyor.ama beğendim,sürükleyiciydi-ama yorumlarınızı kitaptan daha çok beğendim:).yine de bu ağdan bana birkaç kelime ayrıldığı için teşekkür ediyorum,yeni yorumlarınızı bekliyorum…