Archive for Eylül, 2007

Dünyaca ünlü hollywood filmlerini türkler çekseydi…

Zamanın başlangıcından beri varolan ya şunu biz türkler yapsadık  klişesini çok güzel işletmiş bir günlük sayfası.

Bobiler.org

Afişler üzerinde oynamak fotoşop bilen biri için çok zor olmasa da yakıştırmalar güzel, tavsiye olunur.

3 comments Eylül 28, 2007

WordPress zengin metin editörü probleminin çözümü

WordPresste neler oluyor yazımda wordpress zengin metin editörünün kayboluşunu ve diğer gıcıklıkları dile getirmiştim ama o zamandan beri problemlere çözüm bulamamıştım.

Meğer problemin temelinde yatan sebep bize uzak bir mevzu değilmiş, bildiğiniz font muhabbeti, ırk,din dil ve milliyet çatışması :) Yani gidip tercihler bölümünden seçili dili Türkçeden İngilizceye çektiğinizde editörünüz tekrar açılıyor. Bundan sonra tekrar Türkçe yapınca da bozulmuyor ve keyfinize bakıyorsunuz.

Aslında yazılımsal sorunlarda bu dil meselesini bi defa olsun karıştırmakta fayda var bence. Kaç yıl oldu hala fontlardaki dil karmaşasını halledemediler, standardizasyonun bu kadar ağır çalıştığı başka bir konu var mıdır bilmem.

Her neyse yine yeni yeniden wordpress in tiny mce editörü ile mutluluklar…

1 comment Eylül 28, 2007

İnsan vücudu kaç watt elektirik üretiyor?

257 WATTS Body Battery Calculator – Find Out How Much Electricity Your Body is Producing – Dating

JustSayHi – Free Online Personals

Yukarıda görülen yarı reklam, yarı bilgi kutucuğu bana ait, benim elektiriğime :)
Yani benim vücudum tamı tamına 257 watt elektirik üretiyormuş. Buna göre ben bu halimle:

  • 3 tane lambayı yakabilir
  • 64 tane iPod çalıştırabilir
  • 1 tane XBox 360 çalıştırabilirmişim.
  • Benim gibi 4 tanesi biraraya gelse bir buzdolabını çalıştırabilirmişiz

Her ne kadar sitenin yaptığı analize göre ortolama bir insandan %3 daha fazla enerji ürettiğimi söylese de ben bu bilgileri aldıktan sonra kendimi çok enerjik hissettim, çok elektirikli :)

Add comment Eylül 20, 2007

Çok mu kıskancım yoksa gerçekten bir adaletsizlik mi var?

Buradaki habere göre öğretmenlere her yıl olduğu gibi bu yıl da 450 YTL tutarında eğitim-öğretim yılı başında kırtasiye yardımı yapılıyormuş. Öğretmenler de bu yardımı yetersiz bulup bunun en azından(!) 1 maaş miktarı kadar (aşağı yukarı 1000 ytl civarı) olmasını istiyorlarmış.

  • Öğretmenlerin memur olduğunu, genellikle yine başka bir öğretmenle evli olduklarını ve bu öğretmen karı-kocanın çok büyük olasılıkla aynı yerde çalışabilme olanağını gözönünde bulundurunca,
  • yasaya göre memur kapsamında çalışan birinin ek iş yapmasının (mesela çarşıda pazarda çorap satmasının) yasak olduğunu ancak öğretmenlere bunun yasak olmadığını düşününce,
  • bütün memurların yıl boyunca yaklaşık 30 gün civarı bir izne hakkının olduğunu ancak öğretmenlerin öğrenciler gibi her tatil fırsatından yararlandığını ve 3 aylık yaz tatilini de doya doya kullandıktan sonra devlet babanın onlara (yani memurlara) verdiği 30 günlük izni de bir güzel kullandıklarını düşündükçe
  • yasaya göre izinli olmadıkları halde yine de icap ettiğinde özel ders verip iyi paralar aldıklarını ve bu konuda yakalanma veya ceza alma gibi durumları olmadıklarını düşündükçe
  • bütün bunların üstüne öğretmenlerin aldıkları bu parayla ders verdiği öğrencilerine kırtasiye yardımı falan da yapmayacağı açıkken

bu uyduruk yardımın verilmesini bir türlü anlayamıyorum. Öğretmen bunu öğrencisine vermeyecek, okulda kullanacağı malzemeyi de okuldan alıyor ( ya da almalı, eğer vermiyorlarsa birkaç defter kitap alabilmeli), kendi çocuğuna yardım olsun diye veriliyorsa çocuğu okuyan memur bir tek öğretmenler değil. Bu nasıl bir yeme yoludur anlamıyorum.

Yukarıda saydığım hususlar açıktır ki en rahat memur öğretmenler iken başta Kemal Sunal’ın öğretmen filmini kullanıp her daim kendilerini acındırmalarını esefle kınıyorum. Yıllardır onların ellerinde olduğumuzdan “öğretmen kutsaldır” falan saçmalıklarını enseme vurdukları an söyleyesim geliyor, resmen beynimizi yıkadılar ama ya sonuç. Bugün eğitim-öğretim sorunumuzun bütün müsebbibi siyasiler, dış mihraklar, parasızlık vs olamaz asla. Öğretmenler kendilerinde hiç suç bulmaz ama sorsam herkes en az bir öğretmeninin ne kadar andaval, ne kadar gerizekalı ve haramyiyen olduğu söyleyecektir. Çoğunuzun “ben aslında tarih dersinden çok hoşlanırdım, filan hoca gelip bütün keyfimi kaçırana kadar…” diyeceği bir hatırası vardır. Bunun dışında tabi tam tersi iyi hocalarımız da vardır ama zaten kötü olmayana aferin denmez ki, eğitim gibi ciddi bir işi “eh” mesabesinde yapan, hatta bunu da yapamayan ve üstüne üstük sürekli “öldük, bittik” dramalarını oynayan öğretmenler istemiyorum ve bunu hakettiğimizi de düşünmüyorum.

Yukarıda yazdıklarıma itiraz edenler olacaktır, “yok aslında bu böyle değil aslında sen yanlış biliyorsun” itirazları gelebilir ama gerek yok. Sonuçta işleyen, hayatta olan kanun, nizam bu. Buna binaen ben de 450 YTL ve artı 2 maaş ikramiye istiyorum.

Add comment Eylül 13, 2007

Pavarotti öldüüüüüüüüüüeeüüüüüü!

Dünyaca ünlü İtalyan opera sanatçısı Pavarotti allahın takdirine razı gelmiş, kendisini almaya gelen kafilenin peşine takılıp bizi gürültüsüz dünyalara salmış. Her yanda şirin resimlerini gösterip bak bu dünya tatlısı adam da öldü falan diyorlar. Bilmiyorum bu haberin sunumunda herhangi başka birininkinden farklı bir sunum yaptılar mı ama bana yapıldı gibi geliyor.

Bu beni rahatsız etmiyor, bilakis ölenin ardından iyiliklerin anılması hoşa giden bir davranıştır. Asıl kafamı karıştıran haber sitelerinde haberin altındaki yorumlar. Meğer ne çok seveni, saygı duyanı, dinleyeni, hayran bırakanı varmış bunun. Dürüst olmak gerekirse o bağırtılardan hiç hazetmiyorum, sanat olarak da görmüyorum, (sağlıklı)insanın bundan zevk alacağını da sanmıyorum, benzersiz, değerli, lazım bişey olarak görmüyorum. Böyle düşündüğüm için dinlemem de ben bu opera zımbırtısını. Ama adamcağıza da bi kastım yok, sempati bile besliyorum.

Oysa “o bir mucizeydi, dünya bir melek kaybetti” diye yapılan yorumları hiç samimi bulmuyorum. Bunları yazanların o adamcağızı dinlediğini, severek dinlediğini hiiç sanmıyorum. Zaten bizde bu konuda komple bir yalancılık var bana göre. Hangi sanatçımız olsa toplumun sevgilisi imiş meğer, bunu öğreniyoruz ama ancak öldükten sonra. Hayattayken Barış Manço dinlemek size bir burun kıvırma olarak geri dönüyor ama adamcağızın ölüsü üzerinde mum yakanlar, daha geçen gün siz Barış dinlerken size burun kıvıranlar ona gereken değeri vermediğinizi iddia edebiliyor.

Ne kadar uluslararası olmuşuz ki elin adamı üzerinden de aynı yalancı tavrı yaşatıyoruz. Yazık.
Müslüman olmayan iyi insana öldüğünde Osmanlı’da “Toprağı bol olsun” derlermiş. Müslüman olmayana allah rahmet eylesin demek yanlıştır çünkü. O yüzden bu koca adamın toprağı bol olsun, hepimize daha dürüst tepkiler nasip etsin Allah.

Add comment Eylül 6, 2007

The Bourne Ultimatum’a bir bilet

7 eylülde ülkemizde vizyona girecek bir Matt Damon filmi The Bourne Ultimatum. Sanırım Son ultimatom adıyla türkçeleştirilmiş, eh bundan önceki 9. sınıf aksiyon filmi adını ve alakasızlık örneği olan ikinci filme layık görülen türkçeleştirmeyi düşününce bu sefer biraz daha yaklaşmışlar; en azından orjinal isimden bir kelime alabilmişler. Bu film de Rocky serisi gibi uzarsa herhalde 7. filmde falan birebir isim uygunluğu görmemiz mümkün.

Her neyse film önümüzde cumaya vizyona giriyor ve benim bu filme götürebileceğim kimse yok. Aslında mesele yalnızlığım ve biriyle çıkmıyor olmam bağlamında değerlendirilmemeli, zaten derdim de o değil. Ama bu kadar çok beğendiğim bir filmin çok beğenilen son serisini tek başıma izlemek istemiyorum. Bir film izlenebilir ve güzel olması bağlamında notlandırılabilir ama sizin sevmeniz başka şartlara da bağlı malesef. Tek başına mırın kırın sinemaya gidip, alık alık bilet alıp birkaç dakika bekledikten sonra salona girmek, yanına tanımadığın ama birbirlerine fena halde yapışmış (işte kucaklaşma, yapışma, elele tutuşma, kavrama şeklinde tavırlarla) insanların ortasında bir yere kıvrılıp izliyorsun filmi. Heyecan hissettiğinde karanlık salonda tepkisini merak ettiğin birinin olmaması (bu tepki surat silüetine bakma, elini tutma, itme, kakma, kulağına bişiler fısıldama ya da film beğenilmediğinde dışarı çıkarmaya zorlama şeklinde olabilir) herhalde sinema sektörünün en büyük darboğazlarından biridir. Birgün insanlar sinemaya yalnız gitmesinler diye yapımcılar bazı faaliyetler içine girecekler inancındayım.

Neyse geçelim benim durumumu filme odaklanalım. Geçmişi olmayan adam gibi abuk bir isimle ilk defa karşımıza çıktığında bu güzel Matt Damon filmi çoğu kişiye bir zamanlar pazar günleri show tv’de yayınlanan kalitesiz aksiyon filmlerini anımsatmıştı ve anti-pati topladığından olsa gerek kimse ben “geçmişi olmayan adam” filmini izledim çok güzeldi diyemedi. “Hadi ya, biz de geçen ben doğarken ölmüşüm isimli şaheseri izledik harikaydı” falan gibi tepkiler alan olmuştur sanırım ama yine bu de film o günleri atlatıp ikinci film için baya bir hayran toplayabildi. Medusa darbesi ismiyle ikinci film çıktığında seri fimlerinde çoğunlukla olmayan ama olduğunda beni çok mutlu eden birşey oldu. Gerek sinemasal etkisiyle, gerek oyunculuğu ve gerek de ortaya konan çaba bakımından ikinci filmde birincisinden çok çok daha güzel bir iş ortaya kondu. Zaten iyice olgunlaşıp kıvama gelen hikaye daha da çekici bir hale de geldiğinden izleyicilerin çoğu medusa darbesini geçmişi olmayan adamdan daha çok beğendi.

Bu güzel eseri ortaya koyan Robert Ludlum 2001 yılında dünyaya gözlerini yummuş olsa da Bourne kardeşimizin son ultimatomu bizi yeniden sinemaya çağırıyor. Yakışıklı yüzü, hayvani bedeni, ifadesiz yüzü, çelik gibi sağlam karakteri (“who am I?” diye inlese de), korkusuzluğu, bilgisi, yetenekleri, hırsı, hayatta kalma arzusu, merakı ve üzerinde tuhaf ve şık duran sevgisi ile Matt Damon kardeşimi sabırsızlıkla bekliyorum.

Ama yalnız :(

Add comment Eylül 6, 2007

WordPress’te neler oluyor?

Milletimizin hasta olduğunda başvurduğu tedavi yöntemlerinin başında gelir zamana bırakmak. Zaman ilaçtır, hem de her derde deva olan türden. Bazılarımızın bir hemşire, sıhhıye tarzında derin tıp bilgisi olan akrabası vardır ve bunlar da onların her daim tevsiye ettiği ilaçları -ki bunlar çoğunlukla antibiyotiklerdir- kullanır. Her neyse buradan konuyu bağlayamayacağım :P

Yani demem o ki geçen yazıda wordpress’te garip şeyler döndüğünü söylemiştim ama bunun birkaç gün içinde çözüleceğini sanmış, en azından ummuştum. Lakin görünen o ki:

durum iyileşmek yerine daha da kötüye gidiyor. Ediötürüm resimde görüldüğü üzere kaybolmuştu ve hala geri dönmedi. Kod sekmesinden düzenlemeler yapılabiliyor ancak inanın hiç tat vermiyor. Bununla bitse iyi. Son sıralarda (tuhaflıkların başlamasından bu yana) yolladığım girdilerin hiçbirinde resimlerimi göremiyorum. Girdi içindeki resimlerin olduğu yerler boş. Acaba sırf benim makinemde mi görünmüyor diye anonim gezinti numaralarına başvurup baktığımda resmin görüntülendiğini gördüm.

Şöyle bi baktım; “acaba wordpress paralı hizmet veriyor da ben demo süresini aştım diye yetenekleri mi kısıyorlar” diye ama öyle birşey de bulamadım.

WordPress’i komple yok etmeye çalıştılar (1,2)olmadı, şimdi de özelliklerini kısa kısa bıktırmaya çalışıyorlar anlaşılan. Hadi ben bunu scribefire ile bir şekilde aşıyorum ama inanın insanın tadı kaçıyor küçük de olsa böyle problemleri görünce, sinek küçük ama mide bulandırıyor yani.

2 comments Eylül 5, 2007

Ratatouille

Minik fare kükredi, kedi pırrr uçuverdi…

Sinema ve çizgi dünyasında devrim devrim ilerleyen pixarın son marifeti olan aşçı fare çizgisi vizyona gireli epey oldu (2 hafta). Ben ancak bu hafta sonu izleyebildim bu acayip hikayeyi.

Meselenin eleştisinie geçersek hemen: Çizgiler, renkler, görüntüler harikulade haliyle sizi tatmin edebiliyor kesinlikle. Tatmin dedim çünkü pixar kendi koyduğu çıtayı da sürekli yukarı çekmekten kesinlikle çekinmiyor. Zaten bu konuda şikayet edecek birini de tahmin etmek istemiyorum. Böyle birinin kesin bi gıcığı vardır. :)

Hikaye de yeterince iyi gibi dursa da eserin bir çizgi sinema olması durumu kurtarmış bana göre, çünkü insanların çoğu gerçek bir fare ve yemek kavramını yanyana getirince ister istemez iğreniyor ve doğru olan da bu. Son sıralarda türlerin sınırlarını kaldırmayı amaçlayan bir topluluk var. Genellikle bunu sinema, kitap, çizgi-eserler gibi sanat elemanları ile sürekli gündeme getirip duruyor. Bu bir zamanlar hayvanlara konuşma yetisinin kazandırıldığı masallardan oldukça farklı bir yaklaşım. Orada bunun böyle olmadığını zaten biliyordunuz oysa burda fare hep fare ama ille de insan gibi davranmak istiyor. Yani tür, ırk, cins gibi kavramların içine ediliyor. Ha bundan dolayı rahatsızlığım tamamen ayrı bir konu olduğundan uzatmıyorum.

Konu itibariyel oldukça eğlenceli olması gereken film sizi pek eğlendiremiyor malesef. Espirilerin ardarda patladığı hiçbir yer yok. Birden değişen bir senaryo, hayretlere düşüren sonuçlar yok. Herşey tahmin edilebildiği gibi. Daha çok çocuklara hitap etmek istediğinden böyle diicem ama arada bir verilen olgun mesajları da çocukların anlaması mümkün değil. Her neyse bu film Pixar’a daha doğrusu pixarın da sahibi Walt Disney’e acayip para kazandırdı. Film gösterimdeyken http://www.imdb.com’da illk 250 film sıralamasında ilk 30lara kadar geldi.

Yarı mutluyum bu film hakkında, ötesini siz bilirsiniz…

Add comment Eylül 3, 2007

Yasaktan sonra wordpress.com’a bir de hack müdahalesi?

Az önce wordpress’in anasayfasını açtığımda şöyle tuhaf bir durumla karşılaştım:

Seçili dil ingilizce görünmesine rağmen sanki rusça seçili gibi görüntüleniyordu sayfa. Önce bunu pek önemsemedim ama daha sonra girdi eklemek için sisteme girdiğimde bir kötü şaka ile daha karşılaştım. Girdi ekleme bölümündeki editör tamamen kapalı idi. Büyük ihtimal yükseklik değeri sıfıra çekilmişti ve tekrar büyütülmüyordu. Yalnızca bir başlık alanı ve butonlar…

Ee haliyle girdi ekleyemedim. Şuan şaka gibi de olsa bir tür crack durumu söz konusu diye düşünüyorum. Bakalım, hayırlısı. WordPress daha bu gidişle çok saldırıya maruz kalır gibime geliyor.

Ha ruslara zaten gıcığım o ayrı ama şimdi iyiden iyiye kötü kokular yayıyorlar üstümüze doğru. Peki ben bunu nasıl yazıyorum; tabi ki güzelim wordpress ile birlikte php, mysql, xml, xml-rpc, ve firefox gibi nimetlerin birleşimi sayesinde scribefire eklentisi ile. Olur a bir gün sizin de canınızı sıkan bir rus, bir ingiliz bir de laz olabilir…

Powered by ScribeFire.

1 comment Eylül 3, 2007


Etiketler

atasözü ayar bilişim blog bobiler cebit DNS editör Eğlence film firefox font fuar Genel giriş google Hayat hollywood IP kanun kitap Kültür Sanat Sinema küçük emrah mce microsoft murphy mühendis problem Programlama sanat sezai karakoç sinema Siyaset terminator ters tiny mce türk filmleri wordpress yasa yasak Yazılım yhprum şey şiir

Popüler Yazılar

Takvim

Eylül 2007
M T W T F S S
« Aug   Oct »
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930

En Son Yazılanlar

İstatistik

Meta